22 Nisan 2011 Cuma

Buğday tanesinin sihri

Unun yumuşak dokunuşunu severim. Parmaklarımın arasından akıp geçen ipeksi bir dokunuş.  Hamur haline geldiğinde yapışkan yumuşaklığında tutsak kalır ellerim  ve ben hala kadifemsi dökülüşünü düşünürüm.  Ekmeğe, kek ve pastaya dönüşmesi bir sihirmiş gibi gelir.  Yüzüme bulaşması, genzime kaçması, yumurtanın jelimsi kıvamına boyun eğdirmesi,  çıtır kabuk tutması, yumuşacık kabarması farklı bir haz verir.  Baharatların birbirine karıştığı zeytinyağı ile yoğurulmuş çöreklerin altın sarısı kabuğu ne kadar baştan çıkarıcı olabilir, tahmin edemezsiniz.   Çikolatanın pandispanyanın üstünde yayılması sizi sabırsız bir çocuğa dönüştürür.  Mutfak tezgahı kenarına tutunup ayak parmak uçlarınıza yükselir yükselir uzandığınızı hatırlarsınız.  Fırına henüz yeni verilmiş kurabiyelerin pişmesini beklediğinizi, sac'tan sıcak lavaş ekmeğini  alıp içine bir dilim peynir koyup yediğinizi hatırlarsınız.  Soğuk kış gününde sıcacık börek pişirmek için uçuşur un tanecikleri, neşelenirsiniz.  İki kişilik sofranız  hep özel kalsın diye  una hamura karışırsınız.   Bel bölgenizdeki yağlanmayı bile unutturabilir taze pişmiş bir ekmek parçası.  Belki çeşidi bol bir sofraya oturmuşsunuzdur, hani "bir kuş sütü eksik" dedikleri, yine de birkaç zeytin tanesi ve evde pişen ekmeğin yerini tutmaz.

eylül