28 Ağustos 2012 Salı

Bilmek

Her Şeyi Bildiğimi Düşünmedim, Avanaklığım Bildiklerimi Kendime Saklamayı Seçmediğimden Dolayı  


Ukala olduğumu düşünen olabilir, can sıkıcı hatta çekilmez biri olduğumu. Bu konuda yapabileceğim bir  şey yok, herkesin fikri kendine der, geçerim. Kendimden bahsetmekten haz etmem lakin bildiklerimi, gördüklerimi paylaşmayı, sohbet etmeyi severim. Yıllar önce, kısa süre de olsa yaptığım öğretmenliğim benim için muhteşem bir fırsattı. Bilginin en saf halini cilt cilt biriktirip yağmur misali yağdırma zamanlarıydı. Sınıfa adım attığım ilk gün gördüklerim hafızamın en derin yerinde gizlenmiş bir hücresine kazınıp kaldı. Genç, masum dimağlar, henüz boş birer bembeyaz sayfa gibi, hayatın küçük sırlarını üzerilerine yazılsın diye bana teslim edilmişlerdi. Duyduğum korku ve heyecan baş döndüren bir karışımdı, içim inanılmaz güçlü bir coşkuyla dolmuştu. Birden anladım ki öğretmenliğin hakkını gerçekten verebilmem için bu çocukların anne babası, kardeşi, ailesi, herşeyi olmalıydım, olabilmeliydim...

Şimdi o yılları hatırlamak güzel, yaşanıp geçmişte kaldılar ve ben onlara özlem duymadım. Hayatın her günü bir sınıf, yaşanan her an verilen ve alınan bir ders oldu, öğrenciliğim de öğretmenliğim de bitmedi. İçimdeki coşku çağlayanlar kadar zapt edilmez ve serin, lakin bana ait olmayan bir garip sessizliğin hüznüne kapıldım. Onu her ne kadar dışlasam, görmezden gelsem de bir an gelir karşı koyamam, yenilirim. İnsana ve iyiye olan inancım o sessiz hüznün bataklığında çırpınırken isyanlarıma yenilirim.

Bu yüzden bildiklerimi silebilmeyi, hafızamın ortasına patlayıcı yerleştirip yok etmeyi istediğim anlar oldu.  Çünkü farkındayım kendimin, rahat durmayacağımın farkındayım, o ıssız adada(Yaşam) hayatta kalmak için gerekenleri paylaşmam gerektiğinin farkındayım. Paylaşmam gerekti çünkü içimdeki saat durmadan  çalışıyor, vaktim tükeniyor. Çünkü öğretmek akıl bulandırmak değil, el yordamıyla yürürken ışıkları açmak  olduğuna inandım. Öğretmek, yol göstermek değil, yolculuğa hazırlık yapmak olduğuna inandım. Bilgi,  sırt çantasına doldurulacak erzak, alet edevat ise, bilim onlardan hangilerine ihtiyaç duyulup, gerekli  olacaklarını bilmek.

Bu yüzden hayata dair hiçbir bilgim yok. Yüreğime, vicdanıma, duygularıma dokunanları kendimce yazıya  dökmeyi seçtim, kendimle paylaşmak için. Heyecanla karaladıklarım bir gazetenin hiyerarşi basamaklarını  tırmanmak, bilgelik taslamak, dikkat çekmek için yazılmadı. Pratik olanını ukalalığımdan göstermedim.  Bana soru sormaları için beklemedim, yok öyle bir hava atma merakım. Bildiklerim zor olanı kolay edecekse, susabilir miyim?.. Susmakla tükenmedi mi zanaatlar, hatta insanlık?.. Öğretmemekle sönmedi mi vicdanların aydınlığı?.. O kadar kolay mı yaşamak? Kolaylaştıran teknoloji, evet, lakin teslim olunan da olmalı mı?.. Sadece soru sormak değil, eğer İnsan dediysek kendimize, cevap verebilmek de gerekli,...

Yıllardır aklımı kurcalayan bir davranıştır insanların bildiklerini kendilerine saklamaları. Nasıl bir savunma sistemidir anlamaya çalıştım. Anladım ki olgunluk çok zor, çünkü kendinden geçmek zordur. Gördüm ki herşey maddiyat ile ölçülür olmuş; en iyi yapmayı bildiğin şey değil, en iyi pazarladığındır para eden. Anladım ki, insan insandan korkar olmuş...
Ne diyebilirim ve... ben kimim ki?.. Bildiğim tek bir şey varsa o da bu dünyaya gelişim ve gidişimden dolayı fakir, lakin fikirsiz olmadığım.

eylül

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder