24 Aralık 2012 Pazartesi

Yarısı eski, yarısı yeni bir gece

Yıl sonuna bir hafta kaldı ve  takvimlerde aylar, günler yeniden sıralanıyor.  İkiye bölünmüş bir gece Yılbaşı ; yarısı biten diğer yarısı yeni  zaman dilimine  ait.  Bu yüzden sıradan bir gece olarak kalmamayı hak eder; sofralar kurulur, umutlar tazelenir, yeni yılda sağlık, mutluluk dilenir.  Şarj etmek gibi kendini,  yeni başlangıçlarla eskiyi tazelemek gibi.  Ya da iyi vakit geçirmek, kendini ödüllendirmek, eğlenmek için bir bahane.  Ben bu tek olan "yarım" geceyi ne   bir inanışla ne de inançsızlıkla bağdaştırabildim,  başkalarının nasıl kabul edip, etmediği de beni ilgilendirmez. Yine de  özel bir zaman, aynı hayatta özel bir basamak, abartıya da gerek yok, kayıtsız kalmaya da. 

Okul yıllarında eğlenmek için bahane çok; bir doğum günü, harçlığın gelmesi, bursun yatması,  sınavların bitmesi, sıfırcı hocanın başka okula  gitmesi,  yeni  bir filmin gösterime girmesi, haftanın son günü olması, öylesine... 
Sorumluluk sahibi olunca insan, yine bahaneler su serper içine: bayram tatilleri, hafta sonları, dost toplantıları,  yılbaşı...
Çocukken böyle günler beklenmedik bir hediye gibi ve panayır tadında olur.  Büyüklerin yüzü güldüğünde, mutfakta telaşlı koşturmaca başladığında  kendini  tutmadan abur cubur yiyebileceğini anlarsın.  Kızacak, seni uyaracak, çeki düzen verecek kimseler olmadan hoplayıp zıplayacağını anlarsın.  Yanaklarından makas alan, öpücükler konduran aile büyüklerinin armağanlarını  merak edersin.  Küçük kardeşinin yeni oyuncağını kırsan da ceza  almayacağını  bilirsin.  Ve büyüdükçe, büyüdükçe "keşke her gün böyle geçse..." diye içinden geçirirsin. Çocuk olmak sihirli bir dünyaya bakmak gibi; gördüklerine büyükleri inandıramazsın,  o dünyanın penceresi sadece sana açılır.   Hep şenlik olsun istersin;  hep gülümseyen, gülümseten günler olsun istersin, Hayat'a rağmen...

Çocukluk acıtır bazen. Talihsiz yaşanmışlıklar kazınır aklına ve inatla, izin verdiğin sürece,  güzel anları yok ederler. Büyüdükçe kalp kırıklığını yine aynı  kalbin sevgisiyle iyi edersin ve olgunlaşırsın, hakkını verirsin yüreğinin.   Asıl marifet bunu yapabilmek. 
Büyüdükçe anlamaya başlarsın: hayat hiç de eğlenceli değil aslında, şenlik eğer sen istersen başlayabilir.  Anlarsın, lakin asla itiraf etmezsin ki büyümek de  hiç eğlenceli değilmiş, oysa bunun için çok ama çok acelen vardı.   Ve aslında eğlenmek için uydurduğun her bahanede o sihirli dünyanın penceresinden  tekrar bakabilme arzusu var. Kimbilir, belki  "eski bayramlar", "eski  günler"  hep  bu  yüzden dudaklarda... 

Çocukluğun seni terk etmediği   tek haldir Aşk.  Büyümeden kapılırsın ona, belki öyle bir şenlikte bulaşır ruhuna, bir melodiyle, bir kelebeğin kanat  çırpışıyla, bir yağmur damlasıyla veya sadece gökkuşağın  renkleriyle... Zaman sonra, bir an için bile  mucizelere inanmaktan vaz geçersen,  Hayat'ın   içine  daldığın an onun esiri olursun, eğer kalbin hala sıcacık kaldıysa her uykuya düştüğünde sihirli dünyanın penceresinden sana seslenen  Aşk'ı     görürsün.  Aldığın her nefes ona gitmek için attığın adım olur ve içindeki çocuk seni iyileştirir.  Bir gün onun aslında Sen olduğunu  fark edersin...

Her yeni yıl  bir yılın daha eskidiğinin kanıtı. Her yeni yılın gelişi heyecanla beklenen Bayramların yaklaşması.  Takvimin her sayfası mevsimlerin değişmesi.  Günlerden her biri  iyi olmak için yeniden başlamak için  yeni bir fırsat.  Yüreğinle yüzleşmek için bir fırsat. Hayat'ın tuzaklarını fark etmek için, aklını her nevi zincirlerden özgür kılmak için,  gerçekten hür olmak için her nefes bir fırsattır insana.   Her yeni yıl  zamandan bir hediyedir insana.

eylül

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder