25 Kasım 2013 Pazartesi

Tükenmek


anneme...


Damarlarında kanının çekildiği hissine kapılır, duyarsın.  Kapanan bir mekanın loş ışığında
kendini garipserken, ruhuna bir yorgunluk yerleşmiş gibi olur.  Boş verirsin umutları, hayalleri, öylece  oturup, tükenmişliğine bakarsın.  Beklersin. 
Küçük heyecanları, kelebek sevinçleri, tükenmeden his sağanaklarında ıslanmayı  beklersin.


Bir yanda bedenin çürür, diğerinde yüreğinin filizleri canını acıtır, içine içine ağlarsın...
"Keşke, kolay olsa" diye iç geçirirsin. Bir kapının eşiğini atlamak kadar kolay gidilse buralardan, ansızın, vaktin olmadığı o yere.  Vedalaşmadan, son sözler olmadan, öpüşüp koklaşmadan, haykırmadan, ağıtsız, kalabalıksız, sitemsiz, meraksız, fısıltısız. Usulca, sessizce. Sokakta yürümek gibi, gülmek, ağlamak gibi sıradan, masumane.  Gitmek istersin.


Sonra, hatırlarsın. İnsanlığını, çaresizliğini; mucizelere uzanışını ve tekrar çaresizliğini...  Su birikintilerine sıçrayışını, sırılsıklam elbiselerini, kahkahalarını, acıktığını, susadığını, sarhoş olmayı, sevmeyi, özlemeyi, kavuşmayı hatırlarsın.  Müziği hatırlarsın, dans etmeyi, şarkıları ve şiirleri.  Sana tutulan bir projektörle aydınlanır  benliğin,  bir anlık hayat vaktin film şeridi gibi geçer gözlerinin içinden, tüm sahneleriyle...


eylül



23 Kasım 2013 Cumartesi

Öğretmenler Günü



Yüreğine, emeğine sağlık Öğretmenim...

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.




Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.


Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.

"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için; http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=QOGNTHDFAXY

Bir boomads advertorial içeriğidir.

21 Kasım 2013 Perşembe

Edepsiz, Saygısız Yaşa(t)mak

Halil Cibran(Ermiş)
Elbiseler’e Dair:

 "Elbiseler güzelliğin çoğunu örten ama güzel olmayanı saklayamayandır. Kıyafetler, mahremiyet özgürlüğüdür ama aynı zamanda bir prangadır. Çünkü edep, saf olmayanların gözlerine karşı bir
kalkandır. Saf olmayan kalmadığında edep bir zihin kirlenmesinden başka bir şey değildir. Asıl elbise ‘hâyâ’dır" der kısaca.

Bir özenti gelip geçti hayalimden: Hindistan'a gitmeyi düşlemiştim. Renkler, kokular, mistik ve uzak, beni çeken bunlardı.  Mahatma Gandhi efsanesi, İndira Gandhi trajedisi, elbette ki Avare ve
Raj Kapoor, İndiana Jones,  Slumdog Millionaire ve şu an aklıma gelmeyenler. Kitaplar, makaleler ve herneyse bu ülkenin kast sistemi beni öyle bir itti ki, hevesim uçup gitti. 

Yolculuklar güzel, lakin eğer dönülecek yer aynı ise, kısacık gönül eğlencesi olarak kalırlar.  Fotoğraflar ve gün gün silinecek hatıralar kalır geriye.  Yolculuklar bir arayışsa, "hah, işte burası!"
deyip ruhunu bırakacak yeri bulma umudunuzdur. Eğer dönmek için sabırsızlanıyorsanız, aradığınızı bulmuşsunuz. Yüreğinizin durağıdır o yer veya hırslarınız, korkularınızın...
Gitmek gelirse insanın aklına hele ki  bu düşünce bir de yerleşirse, bu demek ki bir sıkıntı var o durakta.  Yolculuk meçhule de olsa hayırlı görünür o an...
Dramatik düşünceler, haller, cümleler ve psikolojinin sıfır noktasında konuçlandığı günlerde olmak nedir gördüm, insanlar sayesinde.
Bazen, insanlığımdan utandığımı düşündüm, şimdiki düşüncem ise yanlışa düştüğümdür. Başkalarının yaptıklarından neden utanayım ki?..  Bu bir seçim; ya hırslarını, doyumsuz egoyu seçersin  ya da yüreğinle yaşamayı.

Yedinci sınıftayken Atatürk'ün Sofya Askeri Ataşeliği ile ilgili bir kitap geçmişti elime, okudum.  Halkına laik gördüklerini okudukça, nadir ve yüce bir kişilik olduğunu anladım. Sınıf ayırımı
olmayan, maddi ayrıcılığa prim vermeyen bir düzenin fikirleriymiş filizlenen.  O yıllarda taşıdığı, ne komünist, ne sosyalist bir yapının, sadece sosyal demokrasi, temelinde taşıyıcı kolonları insan
hakları olan cumhuriyet  fikriymiş.  Nitekim Mustafa Kemal'in yüreğini gören Türk halkı  kanı ve canıyla bu fikre imzasını atmış oldu... 

Yıllar, yıllar sonra, içlerinde karanlıkları besleyip büyütenler kolları sıvayıp parlayan yıldızı çamura bulama gayretine giriştiler; edepsizlik ve inançsızlıkla... Kedinin erişemediği ciğere mundar
dercesine... Ahlaksızca, ahlak bekçiliğine soyunarak, hırsız ve eşkiya gibi geceyarısı baskınlarıyla gelerek, paraya taparak.
İşte böyle durumlarda insanın vatanından kaçası gelir... Tıpkı onların istediği gibi. Sahip çıkmayarak, birbirine düşürerek,  düşman ederek amaçladıkları gibi.  Parazit gibi çoğalarak zarar vermek, yiyip bitirmek istedikleri o aydınlık, insancıl Atatürk fikridir.  Edepsizce, hayasızca ve haince bir plan.

Edep, terbiye, saygı çocuk yaşta öğretilir, yani ilk eğitim kurumu ailedir. Çocuğa nerede nasıl davranacağını öğreten ilk önce ailedir. Oturup kalkmasını, çatal bıçak tutmasını, selam alıp vermesini
çocuk ailesinde öğrenir.  Sonradan öğrenilenler yapıştır kopyala kıvamında sahte davranışlar olur.  Edepsizlik ve saygısızlık virüs gibi bulaşır, yıkar, yer bitirir.  Geriye kalan sızlanmalar, ağıtlar,
lanetler. Geçmişini inkar edenler, gelişmeyi de kabul etmez, bildikleri çamurun içinde debelenip
dururlar ve kim düştüyse ayaklarının altına, acımasızca çiğnerler...

Velhasıl, Hindistan'dan geçmeden, Türkiye'ye oturtulmaya çalışılan "kast" sistemini görmek kader olmuş... İnsanlığın değil, menfaatlerin birlikteliğine prim verilir oldu.  Saygısızlığın şehitlere bile
reva görüldüğü fikirlere oy verilir oldu. Üç-beş kuruşa satılmışlık hak görülür oldu...
İnsanın insana edepsizliği kabul etmem, çirkin davranışa göz yummam, aksi halde insanlığımdan geriye ne kalırdı ki?..  Bir insan, kim olursa olsun -başını örten, örtmeyen, Atatürkçü veya
olmayan- davranışıyla açık eder kendini.  İnsanlıktan, edep, terbiye ve saygıdan nasiplenmeyen kim olursa olsun benim gözümde kocaman bir hiç, bomboş bir sıfırdır.
Kendinden feda etmeyen, kendini unutmayan kişi milyonlar adına karar verme hakkına sahip olamaz, asla!..  İnancın bayrağını taşımak için tüm "elbiselerden" arınmak gerek...  Vaatlerin, soy sop
ayrımcıların, para pulun peşinde koşanların aklından ve inancından ise sadece şüphe edilir... 
Nasıl bir dönemden geçtiği-geçirildiğimizi anlamakta güçlük çekiyorum, aklımın izanımın kabul etmediği bir durum.  İnsandan yana umudumu kaybetmemek için direnmek güç...

eylül





19 Kasım 2013 Salı

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!..

Al bayrağımın kan kızılıyla sulanan toprağımın haykırışı kulağımda;
Ah, şikayet, sızlanma değil dudağımın kenarına ilişen, boğazımda düğüm olmuş isyanım...

eylül batur




Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

"Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"

 
Mustafa Kemal Atatürk
 20 Ekim 1927


11 Kasım 2013 Pazartesi

Tek'siniz, kelimelerim yetmiyor...


Dün Atatürk'ü andık, şükran ve saygı ile.  10 Kasım sadece bir ölüm yıldönümü değil, Mustafa Kemal Atatürk ile bir buluşma, yüzleşme, hatta onu tanıma, tanıştırma, anlatma ve dinleme, hasretin gözyaşlarıyla  bezenen anma günü.

Dehasını ve vatan sevgisi ile dolu kocaman yüreğini inkar edenlere söyleyecek sözüm yok. Sözüm yok çünkü anlamak istemeyecekler, hatta duymak bile onlar için işkence olur.  Öyle bir zihniyete nasıl sahip olunur aklım almadı.  Onu, yaptıklarını, fikirlerini, kısaca  varlığını karalayanların anlaşılacak bir zihniyete sahip olmadıkları kesin.  90 yıllık Cumhuriyetin bir baskı rejimi olduğunu ifade edenlerin lügatlarında Vatan ve Millet kavramları olamaz, o halde iktidar olduklarında kime hizmet ederler?..

Atam, sizi  yazmak benim için zor. Zor çünkü her defasında kelimelerim yetersiz kaldı. Yaptıklarımız-yapamadıklarımızdan, olduklarımız-olmadıklarımızdan bahsetmek, sabrımızı, gücümüzü, inancımızı, onurumuzu sınayanları yazmak gibi değil, hayat işte o kadar basit... Siz ise... Tek'siniz.

eylül


7 Kasım 2013 Perşembe

Garip, garip


Hayatın içinde olanlara bakınca, içim eziliyor.  Zamanın toz duman, fırtınalı günlerinden geçiyor aklım,  mantığım lal kalıyor.  İsyanımın içinden isyan doğup büyüyor, bastıramıyorum; düşüncelerden kaçarken içimden şarkılar haykırıyorum, yakalanıyorum...
Ben öyle bilmezdim insanlığı, umudum  ondan yana hep aydınlıktı. Ben öyle sanmazdım cehaleti, kin
bürümüş vicdansızlığın tohumu olduğunu bilmezdim.  Olurmuş, ekilirmiş, yaşanırmış...
Cahillik, bakışlarını kaçıran mahçubiyet resmiydi bende.  Kan kokusuna susamışlık değildi...  Teslimiyetti,  ehil ellere... Şimdi: intikam, pala, silah oldu. 
Öfkeliyim umuduma, yarına, hayata.  Öfkeliyim ağzıma  tıkılan iki yudum ekmeğe, demokratik nefes alma hakkıma, haddimi bildiren söylevlere, lafta kalmış hürriyetlere... Yaşanacak değil, ölünecek zamanları getirenlere öfkeliyim. Öfkeliyim, cebini doldurup  dinden imandan bahsedenlere. Nefese saygısı olmayanlara, kul hakkını hiç edenlere öfkeliyim.  Satılık akıllara öfkeliyim, onursuz dalkavuklara, ceddini unutanlara, köylünün cefasını görmezden gelenlere, aklı uçkurunda kalanlara öfkeliyim. 
Kimseyim ben, ucum bucağım yumruk büyüklüğünde sadece.  İnancım büyük; evreni geçip dönecek kadar.Dengenin adaleti var... illa ki.  Bu günler geçip gidecek, takvimin yaprakları dökülünce sonu gelecek kanlı ihtirasın, bitecek...
Kimler geldi, geçti... Neler yaşandı, bitti...

eylül

6 Kasım 2013 Çarşamba

Keşke Bir Dislike Butonu Olsa Mı Diyorsun? İşe Alındın!

Yavru kedi videolarını komik bulmuyor musunuz? Hapşıran panda videosu gördüğünüzde "Dislike" butonuna basanlardan mısınız? Beğeni seviyeniz yüksek mi? İzlediğiniz videoların izlenme oranlarından etkilenmeyip, dislike verebilir misiniz? Cevabınız evetse, Viplay'in Sahibi sizi arıyor olabilir.

Viplay'i yüksek zevklere hitap eden video içerikleriyle beslemek istediklerini söyleyen Viplay'in Sahibi, geçen hafta kısa bir film ile Viplay ekibinin başına geçecek bir kişiyi işe almak istediğini söyledi. Film çekimi sırasında eğitimli köpeklerini yanından ayırmayan iş adamı, çekim bittikten sonra prodüksiyon ekibine binayı terk etmeleri için 10 saniye tanıdı ve üzerlerine köpeklerini saldı :)



Alınacak kişiye rüya gibi bir teklif ve ayrıcalıklı bir hayat sunulacağından bahseden filmi izlemek ve başvurmak isteyenlere:  http://bit.ly/16SrOaF

Bir bumads advertorial içeriğidir.