18 Ocak 2014 Cumartesi

Mecnun yazı

Herkesin bir yolu  ve yürüyecek zamanı var.  Yerinden, halinden memnun olanlar-olmayanlar,
yanıbaşındaki huzuru iteleyip fırtınalara atılanlar, kaybeden- kazanan, kaybolanlar ve sessizce
bekleyenler;  yaşamayı öğrenmek için değil, mucize nefesin hakkını vermek için, herkesin bir
yolu var ve zamanı...

Bazen, hayatın ne kadar zor olduğu düşer aklıma. Damaklarıma kadar iner başımın ağrısı, sızım sızım işler göz bebeklerime.  Bu kadar hırs dolu, bu kadar adaletsiz, kaypak, acı ve şiddet dolu,
merhametsiz  hayat  hengamesinin içinde kalmak sınavın en zorlu olanı, kaçmak isterim. Sonra, imkansız kaçışın düşüncesini geldiği gibi kovar yüreğim, derin derin nefes alırım. 

Sen, ben, biz hepimiz kendi hikayemizi yazıyoruz:  bu zor yerde yaşıyoruz.  Hatalar yapıyor, bedel ödüyoruz. Hatalar yapıyor, telafi ediyoruz.  Yaşıyoruz kısaca,  kendimizi.
Neye  tutunduysak, neye  inandıysak, neyi sakındıysak, neyi sakladıysak, bizde kalmasına izin verdiklerimizi yaşıyoruz.  Yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı  yaşıyoruz. Seçimlerimizi, seçtiklerimizi yaşıyoruz.
Dünyanın içinde sadece kendimize ait iki kişilik dünya kuruyoruz; göğü, denizi, güneşi, ay'ı bir başka. Olmak istediğimiz kalabalık bir panayırda, ayrı bir gezegenin içinde, kendimizi unutuyoruz.  

Bazen, hayatın ne kadar renkli olduğu düşer aklıma, gülümserim, istemsiz.   Renkler var, dokunur insana; hissedersin, ağlaman gelir, mutluluğunu herkese dağıtmak istersin.  Özlersin gün batımının
resmini, sabahın tenini çimdikleyen soğunun uçuk maviliğini düşlersin.   O bazen'lerin içinde kalmak ister insan, bazen... 

Hayat bazen, neşeli, hüzünlü, biraz da ürkütücü, zihinde yaratılan bir labirent.  Hep bir çıkış ararsın, yol ve zaman bitene kadar. Oysa, tüm çıkışları kapatan sensin.
An gelir, duvarları yıkmak gelir içinden. İsyan ateşleri yakıp şarkılar haykırmak.  Yaşıyorum, varım diye bağırmak gelir bazen, tüm evrene duyurmak.  Kimi zaman kendini unutturmak istersin.

Yaşıyor olmak bu dünyada kalmanın zaferi değil, kendini kaybetmeden yolu tamamlayabilmek; onurlu, yürekli, İnsan...

Yaşıyor olman, yolun sonuna gelmeyeceğin anlamı taşımadı, hiçbir zaman. Zaman,  senle
akarken, durur sende.  Yetişemediğin randevuların, bitiremediğin işlerin, affedemediklerin,
söyleyemediklerin, göremediklerin, yapamadıkların: hepsi birden önemsizleşir.   Zaman
durduğunda bir tek nefes kalır içinde, yutkunması imkansız.  O an tüm günahlarınla
yüzleşirsin ve içinden  haykıran kaybolmuş "sen" hayatı tekrar yaşamak için yalvarır. 
Son nefeste, yüreğini açmadığın Aşk, paramparça ettiğin merhamet, gözünü kör eden hırsın, cehaletinin acımasızlığı ile yüzleşirsin.  Ve tüm gücü elinden alınmış, zavallı, acınası  bedenin
ağır ağır çürümeye terk edildiğini görürsün. Acı çeken ruhun, çığlık çığlığa yükselirken sen, ebediyetin ışıklı kapısına sadece bakıyor olursun...

Her şey bittiğinde, son geldiğinde, anlamsızlığını kavrayacaksın, bu telaşın, yarışın.  İtip kaktığın, hor gördüğün, aşağıladığın herkes aslında senin yarattığın zebaniler olur.  Masumiyet taşlandıkça
herkes kendi hak ettiği cehenneminde uyanacak.  Melekler ise yüreğinin tek hazinen, sebebin, saf tertemiz yanını fark ettiğinde gelecek.  O an tüm mucizeleri yaşayacaksın, kim, nerede olursan
ol...


Bazen, hayat sadece yaşanır...  Aklını yitirip, düşünmeden, bilmeden, duymadan, görmeden, anlamadan... 

eylül


"Bazı insanlar nehir kıyısında oturmak için doğar. Bazılarını yıldırım çarpar. Bazılarında müzik kulağı vardır. Bazıları sanatçıdır. Bazıları yüzer. Bazıları düğmelerden anlar. Bazıları Shakespeare'i
bilir. Bazıları annedir. Bazıları, dans eder." ("Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" filminden)

"Eski bir çömlek kadar çirkin olabilirsin. ama yine de tanrı'nın çocuğusun." ("Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi" filminden)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder