6 Şubat 2014 Perşembe

Tatlı yorgunluk

Yorgunluğun güzel taraflarını seviyorum; uğraşı ne olursa olsun, tamamlamanın memnuniyetiyle ayaklarını uzatıp bir fincan kahveyi yudumlamanın  hazzı bambaşka. Zaman zaman altından
kalkabilir miyim diye şüphe duymak bile vazgeçmek için sebep olmadı. İnsanın bir şeyler başarması, ufacık ve hatta önemsiz görünseler de, acayip bir özgüven pompalamasına sebep oluyormuş
meğer. Yeni değil, yıllardır farkındayım bunun.  Bir yudum suyu, bir lokma ekmeği hak etmenin huzurunu duymak ilahi  mutluluk, benzersiz bir sevinç. 


İster iş hayatında ister evde çalışmak, çalışmaktır. Evde kalıp da yan yatan olur mu, olur, lakin iş yerinde de aynı durum söz konusu olabilir. Haybeden para kazananlara dair ne efsaneler var...
Her neyse, herkesin işi kendine, bir de vicdanına kalır.


Düşünüyorum da, şu bilmek işi müthiş. Bilgi sahibi olmayı kast etmedim, kendini biliş söz konusu. Ne kadar iyimser/kötümser olduğunu, tembel/çalışkan, pervasız/duyarlı olduğunu bilmek gibi.
İnsan kendini bildiğinde diğerlerin onun hakkında düşündüklerinin hiç bir anlamı olmadığının farkında yaşar hayatı, içindeki "iyi" ile. Ne umursamazlık, ne kibir, kim bilir belki insan ol'manın hikmeti.
İçine salıverildiğimiz hayatı düşündüğümde bazen kendimi avutamayacak kadar kederleniyorum... 


eylül

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder