27 Nisan 2014 Pazar

Umut, Hayal ve Aşk

Bir zaman, bu zaman, komşu evlerde, ayrı şehirler, kıtalarda bir Umut, bir Hayal uyanır.  Umut
umduklarıyla, Hayal düşledikleriyle, ikisi kocaman sevinçleriyle, coşkuyla yaşama katılırlar. Umut'un yüreği o kadar güzel ki, yüzüne yansır su damlası şeffaflığındaki masumiyeti.  Hayal'in heyecanı bir kat daha artar Umut'a tutulunca. Daha renkli, daha bir muhteşem düşleriyle  yola çıkar ve gezegenin Işık Şehrinde kavuşur Umut'una.  Bir zaman, az zaman sonra tüm kahinlerin doğacağını duyurduğu bir mucize gerçek olur:  Aşk perisi  gözlerini açar. Masal bu ya, sonsuza kadar mutlu yaşarlar.

Karanlığın gölgelerinde pusu kuran Hayat olmasa...

Hayat, her şeye sahip olmak ister. Gücün tümüne hakim olmak, Umut ve Hayal'ı karanlık zindana hapsetmek ve  hükümdarlığı sonsuza dek  sürsün ister.  Umut'un şefkatli, ışıltılı bakışları, Hayal'in tükenmeyen direnci ve aralarındaki kuvvetli bağ Hayat'ı deli etmekte.  Her yolu dener, tüm kötülükleri çağırıp pusu kurmalarını emreder.  Işık Şehrine giden tüm yolları kapatıp  paralı askerlerini nöbete diker. Karanlık gittikçe büyür, bulut bulut  yeryüzünden gökyüzüne yükselir, neredeyse her yeri kaplar. Bir tek Umut ve Hayal kalır ışığın ilahi  dokunulmazlığında.  Bu durum Hayat'ı daha da delirtir;  ordularını, sinsi vezirlerini toplar, planlar yapılır, zehirli oklar hazırlanır ve saldırı başlar; tüm şiddetiyle, akıl almaz  ve acımasız.

Aydınlık Gezegen istila edilir,  kan dolar denizler, yerle bir olur Işık Şehri, Hayal ağır yaralanır, Umut esir düşer bu harbin sonunda... Hayat'ın karanlık sarayında zafer çığılıkları atılırken Umut'un getirildiği zindanda fısıltılar yükselir: "yakındır kurtuluş" diye...  Gardiyanları korku sarar ya, daha da dehşetli işkencelerle onu bastırırlar.
Hayat  Umut'u bir kez olsun görmek istemez,  lanetlendiğine inanmış: Umut ile göz göze gelse paramparça olacak diye. Korkusunu unutmak istese de kabuslar izin vermez, bu yüzden daha da açgözlü, daha da cani, sapkın ve daha da kahpe olur.

Aşk perisini hiç umursamaz Hayat, inanmaz bile varlığına, gerçek olana söylenti deyip geçer.  Hayal'i bir müddet arar, ölü bedenini Umut'un önüne atma hırsıyla, bulamayınca da yenildiği korkuya bir şüphe eklenir.  Hayat'ta ne uyku, ne huzur kalır.  İçinde yüzlerce canavar canlanır, ağzından, gözlerinden akıtırlar çirkinlik ve kötülüklerini. Kime dokunsa taş eder kalbini, esir düşen ruhları şeytanlığına kul köle eder. 

Hayal ise derin, çok derin uykuda, kimsenin bilmediği, gitmediği ıssız bir ormanın ortasında. Yanında sadece Aşk perisi ve  Umut'un mavi kaftanı. Yaraları hızla iyileşirken Umut'un gülümseyen gözlerine, ellerinin sıcacık dokunuşlarına teslim eder düşlerini Hayal. Uyandığı an Aşk perisi kanatlarını açıp bu güzel haberi Umut'a vermek üzere uçar.  Geçtiği her yer aydınlanır, uyanır doğa; saklandıkları topraktan çiçek, buğday tohumları çıkar,  mevsimler silkeler grileri, sıradanlığı, çağlar nehirler, gökyüzü kuşağını takınır, cilveleşir kuşlar, Ay, yıldızlar, Güneş daha yakınlaşır.
Umut, zindanın en dibinden duyar Aşk perisinin söylediği şarkıyı. Gözlerini sımsıkı yumup, kollarını
göğsünde kavuşturur. Yüreğinin sıcaklığında, umduklarının tümüyle Hayal'ine sarılır ve incecik, gümüşi bir ışık hüzmesine dönüşür. Bedeninin her yanına dolanan  zincirlerden sıyrılıp duvarların içinden geçer ve  Aşk perisinin kanadına tutunup Hayal'inin yanına, sonsuz özgürlüğüne uçar...

Hayat, karanlık sarayında, gölgelerin oyunlarında kendi sonunu bekler...  Umutsuz, Hayalsiz, Aşksız ve Yüreksiz... 

eylül
Masallar, Gerçekler


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder