15 Aralık 2014 Pazartesi

Düşünceler, Halil Cibran, Ali Atay, Hayat


Bazen bir kitabın sayfalarında seslendiremediğin düşüncelerinle karşılaşırsın; pencere kenarında,  koltuğa gömülüp, bir otobüs yolculuğunda okuduğun.  Bazen bir tiyatro sahnesinde, bir filmde, bir şarkıda, dost sohbetinde  sıradan bir cümle düşer aklına, tanıdık gelir, ürperirsin.
Bazen, düşündüklerinden- düşünmediklerinden, bildiklerinden- bilmediklerinden usanır, kendini kapatırsın...


eylül

*********************

Yedi kez aşağıladım ruhumu:
Birincisi, yükseklere ulaşmak için, onun
itaat ettiğini gördüğümde.
İkincisi, sakatlar karşısında topallıyormuş gibi
yaptığımı fark ettiğimde.
Üçüncüsü, kolaylık ve güçlük arasında seçim yapıp
kolaylığı seçtiğinde.
Dördüncüsü, bir hata yapıp başkalarının da hata
yaptığı düşüncesiyle avunduğunda.
Beşincisi, sabrını kendi gücüne mal ederek zayıflıktan
dolayı hiçbir şey yapmadığında.
Altıncısı, kendi maskelerinden birinin söz konusu
olduğunu anlamadan bir yüzün çirkinliğini hor
gördüğünde.
Ve nihayet yedincisi, bir ilahi okuyup bundan bir erdem
sahibi olduğunu sandığında.


Halil Cibran

**********************


Bir konuşmacı "bize özgürlükten sözet" dedi.
Ve o cevap verdi:

“Şehir kapılarında ve sıcak yuvanızda yere kapanıp, özgürlüğünüz için dua ettiğinizi gördüm; tıpkı, kölelerin kendilerini kılıçtan geçiren bir zorbanın önünde eğilmeleri ve onu övmeleri gibi…
Sık sık, tapınağın korusunda ve kalenin gölgesinde, aranızda en özgür geçinenlerin, özgürlüklerini bir boyunduruk ve bir kelepçe gibi taşıdıklarını gördüm.
Ve kalbim kanadı; çünkü ancak özgürlük arayışında hissettiğiniz derin arzu size gem vurduğunda ve özgürlükten bir amaç ve bir bütünleniş olarak bahsetmeyi terk ettiğinizde, gerçekten özgür olabilirsiniz.
Siz, günleriniz endişesiz ve geceleriniz bir istek ve üzüntüden uzak olduğunda özgür olacaksınız. Yazık ki, bu tür duygular yaşantınızı kuşak gibi sarmakta… Yine de, örtüsüz ve bağsız, bunları aşabilirsiniz.
Ve siz, günlerinizin ve gecelerinizin ötesine, anlayışınızın şafağında öğle aydınlığını çepeçevre bağladığınız zincirleri kırmadan nasıl yükselebilirsiniz?
Gerçekte, özgürlük dediğiniz, halkaları güneşte parlayıp gözünüzü kamaştırsa da, bu zincirlerin en kuvvetlisidir. Ve özgür olmanız için terk etmeniz gereken, kendi benliğinizin parçalarından başka ne olabilir?
Eğer geçersiz kılmak istediğiniz adaletsiz bir kanun varsa, bunu alnınıza kendi ellerinizle, bizzat siz yazdınız. Bu kanunu, hukuk kitaplarınızı yakarak veya denizin bütün suyunu bile kullansanız, yargıçlarınızın alınlarını yıkayarak yok edemezsiniz.
Ve devirmek istediğiniz bir despot varsa, önce onun sizin içinizde kurduğu tahtı devirmeye bakın.
Çünkü bir zorbanın, özgür ve başı dik insanlara hükmedebilmesi için, onların özgürlüklerinde bir zulüm ve gururlarında bir utanç bulması gerekmez mi?
Ve eğer, üzerinizden atmak istediğiniz bir endişeyse, onu kendinizin seçtiğini, kimsenin size yüklemediğini unutmayın.
Ve kurtulmak istediğiniz bir korkunuz varsa, o korkunun merkezi sizin kalbinizdir, yoksa korkulanın avuçları içinde değil.
Her şey, varlığınızın içinde yarı kucaklanmış olarak dolaşır durur; istenen ve korkulan, nefret edilen ve baş tacı olan, takip ettiğiniz ve kaçmak istediğiniz…
Bunlar içinizde, ışıklar ve gölgeler gibi, birbirine yapışmış çiftler halinde hareket ederler. Ve gölge soluklaşıp kaybolduğunda, can çekişen ışık, bir başka ışığa gölge olur.
Ve sizin özgürlüğünüz, prangasından kurtulduğunda, daha büyük bir özgürlüğe pranga olur.”
Halil Cibran
-Ermiş-





1 yorum:

  1. Yarama tuz bastın... Halil Cibran'ın yaptığını yıllardır yaparım; ruhuma değil, asla... Beynimde dolaşan düşüncelere; aitsiz hayata dair düşüncelere... Ali Atay'ın dediğine geldim; istemeden, kaça kaça, kendimi kandıra kandıra... Hayat varsa her şey yalan... Çünkü Aşk, bu hayatın içinde barınMAYACAK kadar asil ve saf... O'nu Yüreğimizde tutup kirletmeden, düşüncelere teslim etmeden taşıyabiliyorsak son nefesimize kadar; gerisi zaten boş...

    YanıtlaSil