30 Ağustos 2015 Pazar

Büyük Türkiye: sadece serap, düş, hayal

Talan, yağma, kayırmacılık, şahsi menfaat politikaları ile Büyük Türkiye olunmaz.
Eğitim olmadan bilinçli bireyler, aydın nesiller yetişmez.
Koltuk kavgası yerine birlik olup Vatan Türkiye'yi büyütmek için canla başla
çalışmak gerek.

Senin ruhunla, ATAM...


24 Ağustos 2015 Pazartesi

Dokunma Hayat!..


(Baturum'a)

Bir Akdeniz ezgisi  yayıldığında etrafa hafiften, radyonun sesini açıp,  gözleri kapalı, ritmine teslim olası gelir insanın.  Tasa yok, telaş yok, o anda kalası gelir...
Ağustos  samimiyetinden belki, kimbilir, belki  yaşam yorgunluğundan gelir bu haller  başına. Kimbilir, belki hayat bu: es duraklarında soluklanmak...

Nefesinin farkında, onu içine çekmek, tüm bu dünyevi hengâmenin ortasındayken, kaçış değil, alev alev yanmak olur.  Sınavın: hayatın çirkin, zalim gerçekliğini  nefes nefes yutkunmak.  Çaresizce isyan etmek:  elin kolun zincirlenmiş, yüreğin haykırışlarda boğulurken yaşamak olur. 

Kalbin lime lime parçalanırken kanar benliğin, ruhun dönmek ister sonsuzluğuna, tırnaklarıyla ona tutunur bedenin. Acıları gömmek için çukurlar kazarsın içinde, birbirinden dayanılmaz aldığın her nefesle. Ah, yaşamak!..
Çekip gidesin gelir; bırakıp ardında zalim, yalancı, açgözlü, bitmez tükenmez oyunlarıyla bu fani hayatı.  İlla ki daha güzeldir, deyip, gideceğin yer...
Anlar olur yaşadığın, seçip içindekilerden, soluklandığın.

Ah, Aşk...

eylül


20 Ağustos 2015 Perşembe

İzlenilesi bir film: pk

"Hepiniz Tanrı'ya ulaşmak için yanlış numarayı çeviriyorsunuz: 
'Hangi Tanrı'ya inanayım?' 'Siz, Tanrı bir tane diyorsunuz' 
Ben diyorum ki:
Hayır, iki tane var: biri hepimizi yarattı, birini siz yarattınız.

Bizi yaratan hakkında hiç birşey bilmiyoruz, sizin yarattığınız ise aynı sizin gibi  yalancı, oyunlar oynayan, yalan sözler veren, zenginlerle dolaşan, fakirlerden kaçan, övüldüğünde  mutlu olan, eleştirilmeye tahammülü olmayan.
Bizim doğru numaramız çok basit:   Hepimizi  yaratan Tanrı'ya inanın, sizin yarattığınız  gibi  sahte Tanrıları  yok edin."





eylülNot:

Dans eşliğinde söylenen şarkılar, renk cümbüşü, süresi xxxl olan Bollywood  filmlerinden 'PK' da geçen bu çarpıcı dialogu paylaşmasak olmazdı.  Mutlaka izlenmeli...

17 Ağustos 2015 Pazartesi

İnsan'a dair

Ruh'a dokunmakla başlar her şey. Çarpışmanın etkisinde geçer ömrün, hiç bir şey göründüğü
gibi olmaz. 

Anlar olur,  doğru kelimeyi  bulamaz insan, halini anlatamaz, senden anlamanı bekler.  Gizemi çözecek bir ipucu arar durursun, sonra  tahminlerde bulunursun. O an, bil ki, gerçeğin yolunda,
lakin çok uzağında olursun.  Bil ki, insan halin bu;  çaresiz, çareler arayıp duran.
Kendini kilitlediğin zindanda esirsin.  Özgürlüğün ruhundayken, bir başkasının haykırmasını beklemeye mahküm.   Hayatın karanlık  tarafında kalmayı seçen sen, aydınlıkta çırılçıplak olmayı seçen yine sen. Savrulmayı da, direnmeyi de seçen sen.  Gücünü keşf edip tarafını seçen sensin, unutma...

eylül


7 Ağustos 2015 Cuma

Yorumsuz

"Dostum, göründüğüm gibi değilim. Görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. Senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
Benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.


Ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.

‘Rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
Denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. Bırak denizimle başbaşa kalayım.

Senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben.  
Bırak  gecemle başbaşa kalayım.

Sen cennetine yükselirken, ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumun ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. 
Alevler  görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. Seni gelmeni istemeyecek kadar çok severim, cehennemimi bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.

Sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. Yine  de gülüşümü göresin istemem. Bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.

Dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. Oysa ben deliyim, ama gizliyorum deliliğimi. Bırak  deliliğimle başbaşa kalayım.
Dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz, elele.  "

Khalil Gibran



3 Ağustos 2015 Pazartesi

Bir yudum su, bir lokma ekmek. Vicdan.



Yıllarca çalışıp alın terinin karşılığını alamamanın ne olduğunu yazmayacağım. İşçi sınıfı  veya hangi işi yapıyor olsanız da demagoji yapmayacağım.  Hak hadsizliği beni rahatsız eden. 

Yorucu bir gün sonrası, ayaklarımı uzatıp, huzurlu bir memnuniyet duygusu ile bir yudum suyu, bir lokma ekmeği hak ettiğim düşer aklıma.  Tarifsiz bir ruh hali.
Ona varmak için zor olanı başarmak değil sadece, basit, sıradan işleri ertelemeden, üşenmeden bitirmek  bile yeterli.  Ah, ne güzel bir duygu bu; hırslarla kirlenmemiş, siyasete bulanmamış kaldığı sürece, çünkü orada hadsizlik başlar.

Cümleler öyle çok ki kafamda, yakalamaya bile çabalamıyorum. Yok, aklım karışık değil, kalabalık sadece.  Benim için haddimi aşmamak, kimsenin sınırlarını geçmemek de mühim. Yanlış anlaşılmasın, ne çekincelerim var bu konuda, ne de korkularım. İnsan kavramına saygımdan.  Saygıyı hak eden veya etmeyen kişiliktir.

Dediğim gibi, toplum/birey psikolojisini yazmak gibi bir derdim yok, bu işi yapanlar var.
Fakat, rahatsızım insanlığın halinden. Diyeceksiniz,  asırlardır öyle,  yine de olmak zorunda değil. Rahatsızım vurdumduymazlıktan, kolaycılıktan, hadsizlikten, egolardan, kabullenilmiş cehaletten.

"Bana ne" demek kolay. Kabuğuna çekilip sadece kendi menfaatlerinde ortaya çıkmak.
Zaten çoğunluğun yaptığı bu değil mi? Şununla bununla kıyaslamak, sonuç çıkarıp karar almak değil mi çoğunluğun yaptığı?.. Beklemek, beklentilerle beslenmek değil mi?.. İnsan'ın insana ettikleriyle çirkinleşir Hayat.  

Oysa kolay, inanılmaz ve evet, kolay.  İnsanın kendisinde biter herşey.  Kararında, davranışında, yargısında. Özgür iradesinde.  Emek verip, yorgunluğu vicdanıyla örtüştüğünde, herşey kolay.

Vicdan.  Ah, insanoğlu, ah, ne desem... Seni bir başka insanın tuzağına düşüren o vicdan yok mu;  dünyanın tüm acıları onun sanırsın, lime lime olurken yüreğin; bir  bakmışsın, keyif onun, hüsran  ise senin payın... 
Sonra...
An gelir, tek başınalığınla yüzleşirsin. Çarpılır, yalnızlığında boğulduğunu sanırsın.
Kocaman yalanın ortasında, buna rağmen hayatta kalırsın, İnsan... 


eylül

eylülnot:

Havva ve Adem ile başlar hayat.  Sonsuzdur Aşk...
Hayat ise... İnsan ile biter. 


















Mantar Sote


Malzemeler:

İki paket kültür mantarı
1 kuru soğan
3 diş sarımsak
3-4 köy biberi
3 domates
Az biber ve domates salçası
Tuz, karabiber, kekik
Zeytinyağı
Az su

Biberler temizlenip yarıya bölünüp ince ince doğranır, domatesler küp küp kesilir. Mantarlar temizlenir ve dilimlenirler.
Soğan kesilip kavrulur, ardından ince kıyılmış sarımsak eklenir.  Biberler eklenir, kavrulmaya bırakılır. Mantarlar ilave edilir. Suyunu çektirip ara sıra  tuz ve karabiber sepelenir.  Domatesler eklenir, daha sonra salça karışımı, kekik ve az miktarda su ilavesi ile Mantar Sote kısık ateşte pişmeye bırakılır.