24 Ekim 2016 Pazartesi

Hayatını çöpe atma

Laf, laf, laf. Kelimeler, cümleler, alıntılar, teselli bollukları  ve örtülü gerçekler. Hayat bunlar dahil daha birçok iğrençlikten ibaret. Hayat, akla gelen gelmeyen herşeyin toplamı.  Kazanan olduğunu sanırsın ya, son nefesinde  uyanırsın.   Zamanı geri alamamak, tarifsiz bir azap olmalı. Kaybedenlerden biri misin?..
Şimdi.
Yaşıyorsun. Sıradan veya ayrıcalıklı.   Yüreğin tarifsiz kıpırtılara teslim, ya da onlara hiç aldırmadan nefes alıyor, veriyorsun.  Seçim senin. "Öyleyim ben", talihsiz bir söylev.  Sen, ne istersen O' sun. Sen, öğretilmişlik, yaşanmışlık olabilirsin. Sen, hayatı anlamak istediğin gibi anlayıp, görmek istediğin gibi görüp, duymak istediğin gibi duyabilirsin;seçim senin. Oysa sen, sorgulayabilirsin, o  yeti var sende. Öğrendiklerini, duyduklarını, gördüklerini mantık süzgecinden geçirebilirsin. Aklını unutursan, mantığına kapatırsan tüm kapıları, yüreğini susturursan... sen yoksun. Adına karar verilsin, sana korku ile hükümdarlık edilsin izin verdiğinde, sen yoksun.   Yoksun.

İyi olmaktan vazgeçersen, tevazundan utanırsan, erdemlerini hiçe sayarsan, ruhunu öldürürsün.  Yine yok olmak olur kaderin. Ki kaderin taşları çoktan döşenmiştir. O patika sadece sana dair;  uçurumlar, dağlar, yemyeşil vadiler, karanlık ormanlar geçilmeli. Akıl  ve mantıktır senin rehberin, ne para, ne pul... Anlamadın mı hala, bu hayatın  ganimeti sensin.
Duvarlar olacak aşamadığın, tökezleyip düşersin, olsun, seni ayağa kaldıran yüreğin olsun yeter. Hırsına yenilirsen, unutma,  masum kalmazsın...
Ne olursa olsun, ömrünü çöpe atma. Oku, güzel kardeşim. Benzerin ile savaşmak, galip gelmek, güçlü olup hükmetmek için değil hayatta kalabilmek için oku. Matematik, kimya, fizik, tarih, coğrafya oku. Konuş, paylaş çıkmazını, çaresizliğini saklama, o senin değil, sahiplenme onu. İnsan olmanın hakkını ver.  Kıyaslama kendini, unuttun mu: senden biri daha yok bu dünyada...
Aldanma güzel sözlere, yüreğine Aşk'dan başka, kimsenin  dokunmasına izin verme.  Son nefesini vermeden uyan.

eylül


22 Ekim 2016 Cumartesi

Vazgeçme

Kimsenin hayatına burnunu sokman gerekmez, sosyal medyada boy göstermesen de olur, durup, susup, etrafında olup bitenlere, geçip gidenlere bakman yeter. Biraz fikir, biraz mantık, çokça izan ve herşey tamam: aralanır  bir perde, gözden kaçanları görmeye başlarsın.  Aslında bu da senin seçimin, istersen yaparsın. İstemektir asıl mühim.

Hadi durdun, hadi sustun, iyice de odaklandın, insanı tanıyıp anlamanın sebebi olmalı.
Türlü türlü, iyi veya kötü, insancıl veya değil, sebep olmalı, neden ya, neden?
Belki de gerekli görmezsin, bana ne başkasından, işime bakar yaşarım dersin.   Ne gereği var ki?  Lüzumsuz işler, peh, geç bunları, geç. Eh, ilgisiz kalmak istersin, bu da bir sebep. Buna da peki, yine de merak ettim, nefes alman neden?..

Aynı havayı çekip, bu yaşlı gezegende ömür tüketirken bu kadar umursamazlık neden?..
Elbette kimsenin özeline karışmazsın, elbette saygı sınırını geçmezsin,  yok ki farkımız birbirimizden... derken, geçmiş olsun, hepimize. Var farkımız,  yaradılış bir yana, bir de bizler yüzünden.  Bizlerden birileri değil mi bizi sınıflandıran? Rengimiz-ırkımız, soyumuz-sopumuz, siyasi görüşümüz, dinimiz- mezhebimiz, cinsiyetimiz, malımız-mülkümüz... Birimizi diğerinden üstün kılan ne?..  Nedir paylaşılmayan, anlaşılmayan nedir? Bir ömür var, başı ve sonu bir nefes.

Velhasıl, insanı hem anlar hem anlamazsın.  Çabaladığınla kalırsın, ömür yolun biter.
Yolculuğun her anında umut edersin ya, buna da hayaldir derler. Ah, bizler...
Sen yine de geçme bu hayalden. Senin olmayan kederlerle hüzünlen, masum sevinçlerle büyüsün kalbin, mehtabın, yıldızların tadına var, nefesin hakkını ver.
Düşene elini uzat, ışıksız kalanın yolunu aydınlat, su ve ekmek ol, omuz ve yoldaş.
Aklını  emanete bırakanların sana diyecek çok şeyleri var?!.. Olsun, vazgeçme, yüreğindeki güce güven.

Duyguların rengi, sınıfı yok.  Canın yanıyor, tıpkı onun gibi. Aşkın kanatları bir tek sende açılmaz. Hüznün göz rengi siyah, kahverengi, mavi, ela, yeşil... Beden eskise de ruhun yaşı yok. Vazgeçme, istersen gerçek olur hayaller...

eylül


"Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz? Çünkü kimseden bir şey ummam. Beklentiler daima yaralar. Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin. Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin. Sadece kendiniz için yaşayın ve; — Konuşmadan önce dinleyin, — Yazmadan önce düşünün, -Harcamadan önce kazanın, Dua etmeden önce bağışlayın, — İncitmeden önce hissedin, — Nefret etmeden önce sevin, — Vazgeçmeden önce çabalayın, — Ölmeden önce yaşayın. Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun."

William Shakespeare

14 Ekim 2016 Cuma

Eksik yazı

"Kuru fasulye oniki saat suda bekletilir. Ertesi gün suyu süzülüp kısık ateşte pişmeye bırakın. Kaynamaya başladığında soğuk su ilave edilmeli, maksat fasulye tanelerinin ezilmemesi.  40-50 dakika bu şekilde hazır olana kadar pişirilir. Fasulye sert olduğundan kaynar suda taneleri birbirine çarpar ve parçalanır. Kaynamasına izin vermeden, kısık ateşte pişirilmeli."
Bu bir tarif, gezi ve yemek konulu televizyon programında izlediğim yaşlı bir çiftçinin tarifi. O adamın yüzündeki ifade, hayatının hikayesi. Mesele fasulye değil, bir insanın yaşamı.  Beni etkileyen o oldu.
Bu yazı kaleme alınmadan(kalem uzun zamandır mecaz)  düşüncelerde uzayıp gitse de bir türlü  tamamlanamadı.  Seksek oynar gibi gidip geldi cümleler, her biri diğerinden
daha aceleci, daha bir farklı fikirleri yansıtan.  Olmadı işte, zorlamadım da ben.
Oysa hızına yetişemediğim kelimeler içimde ızdırap oldu.   Elimde değil.

Bir dönemeçte işiyle bütünleşir insan. Meslek aşkı derler, karşıyım bu lafa. Deneyim. İçini dışını, her bir ayrıntısını öğrenirsin işin. Zamanla ustalaşırsın. Sana gereklidir çünkü. Kendini, aileni idame ettirmek, yaşam şartlarını iyileştirmek için işinin kölesi olursun.   Bu halin  kara mizahı ise  kabullenmemek.  "İşimi severek yapıyorum" falan filanlar bu yüzden.
 Bir noktadan sonra zincirlerin ağırlığını hissedersin. Kaçacak yer yok.  Bu kez asıl sahibin iş değil, hayat olduğunu anlarsın.  Bu hayatın düzenine baş kaldırırsın ve isyanın bir tek seni yıkıp yakar.  Kavrula kavrula yaşarsın.  Gözlerindeki ışık solgunlaşsa da deneyimlerin ayakta kalır. Tutsaklığın hayata... Yavaş, yavaş tükenirsin.
Teslim olursan.


eylül