30 Aralık 2017 Cumartesi

Yine eskisi gibi olmak için gelmesin Yeni yıl

Dilekler gerçek olsa keşke.  Hayatı seyretmek, insanları anlamaya çalışmak acı verici. Kafamdaki başka, gördüklerim bambaşka.  Şarkıdaki gibi: "ne masallar, ninniler söylediler dünya üstüne, aldatıldık, dünya böyle değil..."  
Belki hayal, belki absürd,  iyiden, güzelden yana umudumu yitirmedim.   Ufacık da kalsa hiç kaybetmedim.  İçim kanaya kanaya sakladım onu, sakındım, sahiplendim.  Bu da benim seçimim oldu.
Hayata dair yazdım. İnsanları yazdım, kıyaslamadan, küçümsemeden, idolleştirmeden.
Yazdım, çünkü bunu yapmayı hep istedim.  Dokunmak istedim ruhun gizemine, anlamak, görmek, çözmek için yaradılışın yüceliğini.  Akıl, mantık ile  anlamlandırmak istedim  olan biteni.  
Ezberlemeden, kopya çekmeden yaşadım.  Yaratıldığım gibi; hayatta kalmak için bana verilenlerle. Yüreğimle, aklımla, değer yargımla, duyularımla, bedenimle.
Ne zaman hüznün derinliğine sürüklensem  kendimle hesaplaşırım, suçlamadan, terk etmeden.  Hep bir umut ile nefes almak için ,  Aşk ile yaşama sarıldım. Belki bu yüzden zor gelir, belki uyumsuzluk bu sebepten...  
Sorgularsın ve cevapları ararken  bir gün huzur bulurum sanırsın.  Öyle değil.  Bitmiyor çünkü.  Sonsuz bir tekerrürün girdabı seni yutana kadar dönüp duruyorsun. Huzur, kısacık anlarda.  Sahiplenilmez...
Bakıyorum hayata, gördüklerim gözyaşım olur.  Sahte, yalan, bencil, merhametsiz, yoz, kötü ve çirkin yanına ağlıyorum.  Bakıyorum ve susmayan, vazgeçmeyen yüreğim için şükrediyorum.   
Dilekler umut olduğu için var. 
Yeni bir yıl, eskisi gibi bir Dünya'da... 

U-Mutlu Yıllar!..


eylül


28 Aralık 2017 Perşembe

Dünya'yı, herkesi kurtaracak olan sen misin


Dünya'yı , herkesi kurtaracak olan şenmişsin gibi 

Eziliyor, kırılıyor, isyan ediyor ve tüm bunları içinde yaşıyorsun.   Karşı gelmez, baş kaldırmaz,  vazgeçmez, çekip gitmezsin.  Yüklenirsin herşeyi, gücün yetene kadar taşır, yolun bitene kadar yürürsün.  
Anlatmazsın, dillendirmezsin, ufacık bir  çaktırmazsın;  kendince dualarına sarılıp nefes alır verirsin.  Düşündükçe suçlusun. Konuştukça suçlusun. Hakkın yok şikayete, en baştan sen yoksun.

Aman onu bunu üzme, aman onu bunu itme... Edebin, merhametin, aklın fikrinle sürün,  sen kimsin ki...

10 Aralık 2017 Pazar

Elmalı Kurabiye

Mutfakta vakit geçirmekten keyif alan herkesçe bilinen bir tarif. Sonbahar kokulu😊


Elmalı harç için gereken malzemeler:
3 adet elma, yarım bardak şeker, tarçın

Hamur için gereken malzemeler:

Bir çay fincanı yoğurt( inçe belli çay bardaktan büyük)
250 gr oda ısısında hamur işi margarini
Yarım fincan pudra şekeri
Un, kabartma tozu ve isteğe göre vanilya

Kurabiyenin iç harcını hazırlamak için kabukları soyulmuş olan elmalar rendelenir.
Şeker ile birlikte iyice yumuşayıp suyunu çekene kadar kavrulur , tarçın eklenir.
Soğumaya bırakılır.

Margarin, şeker , yoğurt kabartma tozu eklenmiş un ilavesiyle yumuşak hamur yoğrulur.  

İstenen büyüklük ve şekillerde kurabiyeler hazırlanıp pişirme kağıdı serilmiş fırın tepsisine sıralanır.  180 derecede ısıtılmış fırında 20-25 dakika pişen kurabiyeleri sıcak sıcağına pudra şekerine bulanır. 






1 Aralık 2017 Cuma

Saklama Rehberi

                                          
Besinlerin kullanım ömrünü nasıl uzatabileceğinizi biliyor musunuz? Peki ya onları ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi? Eğer siz de benim gibiyseniz, birkaç temel gıda dışındaki hiçbir besin için net bir fikriniz olmadığına eminim. En basitinden, sizce elma ne kadar bir süre saklanabilir? Lezzetini, sertliğini ve tazeliğini yitirmemesi için ne yapmak gerekir? Oturup her besin maddesi için internette araştırma yapmanıza gerek yok: http://saklamarehberi.com, tüm bu bilgilere tek bir kaynaktan ulaşmanızı sağlıyor.

Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma tarafından hazırlanan (ve tamamen ücretsiz şekilde kullanılabilen) sitede; hamur işleri, süt ürünleri, meyveler, sebzeler ve et ürünleri ile ilgili merak ettiğiniz her bilgi yer alıyor. İlk olarak, tüm bu besinlerin ideal kullanım sürelerinin ne olduğunu, daha sonra da bu kullanım süresini nasıl uzatabileceğinizi öğreniyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, derin dondurucu kullanmak tüm gıda maddelerin daha uzun süre dayanmasını sağlıyor. Ancak, örneğin karidesi derin dondurucuda saklayabilir misiniz? Peki ya yazın aldığınız, lezzetli ve sulu bir karpuzu derin dondurucuya koyup, kışın yiyebilir misiniz? Tüm bu soruların ve çok daha fazlasının cevaplarını Saklama Rehberi web sitesinde kolayca bulabiliyorsunuz. Hepsi bu kadar değil: Sitenin “Alternatif Bilgiler” bölümünde, evde kolayca hazırlayabileceğiniz birbirinden lezzetli tarifler yer alıyor. Evde nasıl mocha yapabileceğimi, meyvelerin kararmasını nasıl önleyebileceğimi, hatta unsuz kekin nasıl yapılacağını bile öğrendim. Laf aramızda, kot pantolonların derin dondurucuda temizlenebileceğinin de haberdar oldum! (Kotu fırçaladıktan sonra bir poşete koyup derin dondurucuda 1 gün boyunca bekletiyorsunuz.  Şaşırtıcı, değil mi?)

Türkiye’nin ilk gıda saklama rehberi olan http://saklamarehberi.com, beni şaşırtacak ölçüde bir içeriğe sahip ve her birini okumaktan büyük keyif aldım. Eğer sizin de bir derin dondurucunuz varsa, bu siteyi muhakkak ziyaret etmelisiniz. Derin dondurucunuz yoksa bile gıdaları nasıl daha sağlıklı tüketebileceğinizi, ne kadar uzun bir süre boyunca saklayabileceğinizi ve basit, pratik, lezzetli tarifler ile ipuçlarını Saklama Rehberi web sitesinden öğrenebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Çok geç olmadan!..


26 Kasım 2017 Pazar

Aslı'nın Günlüğü / Ahmaklık

Görmek istersen 

Seni bilmem, kendimi kandırdığımı fark ettiğim zamanlar olur.  Yalın gerçeği görmezden geldiğim dar vakitler. Kimi zaman üzülmeyi ertelemek, kimi zaman üzmemek adına. Diyeceğim şu ki, ahmaklığın da sebepleri olur.  Fikrimce, ahmak görünmekte  sıkıntı yok, sorun seni öyle görenlerde. Muhakkak. Herneyse, bu da ayrı bir konu.  Kimin ne yaptığı, ne düşündüğü bizzat o kişiyi ilgilendirir.  Sınırlarımı geçmediği sürece.  Evet, herkesin bir sınırı, bir taşma çizgisi var.  Bazen budalalığı abartabilirsin, yine de her şeyin olduğu gibi bunun da bir sonu gelir. Yine muhakkak. Sevdim ben bu kelimeyi veya dilime pelesenk olmuş olabilir. Eyvah, eyvah(eh, internet çağı, gözlerini belertmiş suratın tam yeri ).  
Aptal yerine konmak nasıldır, bilirsin. Öyle gücüne gider ki, bedenine ateş bastıran kısa şaşkınlık, sonra gittikçe büyüyen öfke hissedersin. Kontrol ettiğin ve edemediğin bir öfke.  İç dünyan dalgalı bir okyanusa benzer; fırtına bazen kısa sürer, bazen ise yerle bir eder.  Görmezden geldiğin sürece o fırtınayı içine hapsedersin. Fena.

Edep, bence, az çok ahmaklığı gerektirir.  Aykırı düşünce belki, lakin irdelemek lazım.
Edepten değil mi ki,  yeri olmasa da nezaket ile davranırsın?    Utandırmamak adına görgüsüzlüğe göz yummak, edepten değil mi?   İyi de, budala yerine konmamak için edepsiz mi olmak lazım?.. Esip-gürlemek, kırıp-dökmek, ezip -geçmek mi lazım?  
Zaten öyle bir kıvama gelmişsin ki, yapamazsın. Denesen bile yüzüne gözüne bulaştırırsın. İçinden çıkan ucubeye senden çok herkes şaşırır.  Yakışmaz, yakıştırılmaz. Utancınla kalakalırsın; ufacık bir deliliğin mahcubiyetiyle eriyip, aptallığın ile göz göze gelirsin. Zaman geçer, unutabildiğin kadarını unutursun.  Geriye her baktıkça ahmaklığınla değil, o istemsiz edepsizliğinle yüzleşirsin.  Edebini bozmaya bu yüzden değmez. 
...ve kendinde kalmak için ahmaklığı yeğlersin. 

devamı var...


eylül


18 Kasım 2017 Cumartesi

Efsane


Üç olimpiyat, yedi Dünya şampiyonluğun ve 45 dünya rekorunun sahibi Naim Süleymanoğlu'nun doğduğu yıl 1967 yer ise Bulgaristan'nın Kırcaali iline bağlı Ptiçar (Kuşçular) köyü .  Henüz dokuz yaşında Bulgar antrenör İvan Abadjiev tarafından keşfedilmiştir. 
Başarıları, Türkiye'ye ilticası, bunların hepsi çok yazılmış şeyler.  Gerçek şu ki  Naim Süleymanoğlu tüm Dünya'nın tanıdığı, nefesini tutarak izlediği çok başarılı  sporcu. 

Başımız sağolsun...






17 Kasım 2017 Cuma

Aslı'nın Günlüğü (uzun aradan sonra)


Çok şey göründüğü gibi değil

Her devrin iyi ve kötü tarafı olur.  Yaşayacağın zamanı seçemesen de, devirlerin tümünden sana uyan kısımları alıp hayal kurabilirsin.   Aklın oyunu; hastalıklı, 
sinsi, acımasız.  Gerçek şu ki, "ah, hayaller olmasa!.."  dedirten bir hayat zaten var. 
Ne zor bir şey olduğunu bilmek bile kahretmeye yeter. Bilmeden yaşamak için yalvarır olduğun saatler daha da beter(elimde değil, bilerek yaptığım bir şey de değil, uyaklar işte;) ) . 
Cevabını asla bulamayacağın bir bilmece misali hayat. Yolun bir yerinde durup, düşünüp, " hah, bu yüzden şöyle veya böyledir" der demez  başa döndüğün yerdir hayat.  Kısaca ve doğruca : ah be hayat!..
Tomurcuk olur büyürsün, çiçek açar serpilirsin; yaşamak buna benzer.  Benzer benzemesine de, kısacık bir hatırlatma: sonunda çürürsün... Hayat, memat; komik, ironik, trajik... 

devamı var... 


eylül


12 Kasım 2017 Pazar

Kakaolu, yumurtasız muffin





Gereken Malzeme:
(9 adet)

125 gr yoğurt
80 ml süt
30 gr tereyağı gibi 
100 gr şeker
Vanilya
150 gr un
25 gr kakao

Yarım paket kabartma tozu

Süt, erimiş tereyağı, oda ısısında yoğurt ve şeker iyice karıştırılır.  Un, kabartma tozu ve kakao elekten geçirilip sıvı karışıma azar azar eklenerek pürüzsüz kıvam elde edilir. 
Kağıt veya silikon kalıplara birer yemek kaşığı yeterli olur.
180 derecede ısıtılmış fırında 15 dakika pişer.




6 Kasım 2017 Pazartesi

Limonlu kurabiye



Gereken malzeme:
Kurabiye hamuru:

280 gr un
2 yumurta 
70 gr toz şeker
60 gr oda ısısında tereyağı 
50 ml süt
Yarım paket kabartma tozu
Bir limonun kabuğu rendesi

Ara kreması:

300 ml su
1 yumurta ve 1 yumurta sarısı
150 gr toz şeker
30 gr un
Bir limonun suyu

Şerbeti:

100 ml su
60 gr toz şeker
Limon aroması veya limon likörü

Kurabiye hamuru yoğrulur. Yapışkan ve yumuşak olduğundan eller unlanarak oval kurabiyeler hazırlanır. 180 derecede 15 dk pişirilip henüz sıcakken bıçak yardımı ile alttan dikkatle oyulurlar. 

Krema malzemesi iyice çırpılır ve karıştırılarak koyulaşana  kadar pişer ve soğumaya bırakılır.

Şerbetin şeker ve suyu bir taşım kaynatılıp ocaktan alınır, limon aranması veya likör ilave edilir ve karıştırılıp soğumaya bırakılır.

Kurabiyeler krema ile doldurulur ve birbirine yapıştırılır.  
Şerbete hızlıca daldırılıp toz şekerde yuvarlanır.  


Uzun süredir denemek istediğim bu tarifin linki:
http://buonafurcettaivana.blogspot.com.tr/2017/10/limoni-dolci.html?m=0








5 Kasım 2017 Pazar

Hayat; hayaller ve gerçekler



Dedemin evinde geçen kısa yaz tatillerini hiç sevmediğimi hatırladım.  Şehirde doğup büyümenin yan etkisi. Ekmeğin ağaçta yetiştiğini düşündüğüm yaşlardaydım.  Köy hayatı yavaşlatılmış, ağır tempolu bir etkinlik benim için, her daim. Olduğu yerde kalsın.  Oysa deniz kıyısının bende çok farklı anlamı var. 
Gerçekler, hayaller ve arzulardan ibaret olur insan  hayatı. 
Dedemi, karakteri,  kişiliği ile tanıma fırsatı verecek zamanım olmadı. Tavır ve davranışlarıyla sevdim. Derin anlamlı sessizliğini,  efendiliğini, saygınlığını, dillendirmese de kendini belli eden merhameti ve insanlığını sevdim.  Beden  diline  doğuştan hakim olan biriydi.  
Hayatımın kısacık dönemini paylaştığım insanları  aslında hiç tanımadım ya, bu bir suç değil.  Mesele çocukluk değil, bitmeyen bir arayış.  Hayat boyu ulaşmaya çalıştığın öz, asıl mesele.  Senden fakat sen olmayanı bulmak. Bakındığında  sadece kendini değil gerçeğini gördüğün aynayı bulmak.  Nefesin anlamı bu.  Geriye kalan herşey yalan.
Nefesin anlamı yüreğinin coşku ile atması.  Son gelene kadar...

Belki, biz insanlar, birbirimizi yakından tanımasak daha iyi olur.  Sevip sevmediğimize karar verecek o kadar çok şey varken.  Aşk ise bambaşka. Yürekten gelen bir karar mekanizması var, herşeyden üstün.  Sorular biter, hisler dorukta.  Aşk, olağanüstü her ne varsa unutturmayandır, güzellik  orada çünkü.  Özeli, tekrarı olmayanı hatırlar Aşk.  
Onunla uyanmak başka. Deniz dalgalarında olmak gibi, batıp yüzeye çıkarsın. Serinliği,
yumuşak, kadifemsi dokunuşu, gizemi, sınırsız ve büyüleyici maviliğin çağrıştırdığı sonsuz aşk...
Denizin mavisini, sesini, kıyısını bu yüzden çok sevdim ben.  Hayaller gerçekleşmese bile oldukları gibi canlı kalırlar. 


eylül


29 Ekim 2017 Pazar

Cesur

(eksik yazı)


Bu başlığı yazdığım günü ve nedenini  hatırlamıyorum ve şu an bildiğim tek şey onu öyle tek başına bırakmamam gerektiği.   İtiraf etmeliyim ki bir süredir yazmak yerine düşünmeyi seçtim. Etrafıma bakmak, dinlemek, anlamaya çalışmak yeterli bir sebep. Ne ilk oldu yüzleştiklerim ne de yaşadığım sürece bitecek.  Tepki verir seslendirirsin, tepki verir yazarsın, tepkin olur susarsın.   Tepkili değilim, belki biraz umutsuz.  Bu durumu,  geçici olduğu umuduyla, kabullendim.  Gücüme giden, beni acıtması. 

Cesaret,  bir çok bakış açısıyla anlatılabilir. Hepsi birbirinden farklı.  Cesur olmanın azı çoğu olmaz, farklı olan olaylar ve kişiler. 
Yaşamak cesaret gerektirir, ölmek de.  Yaşayıp dostlarının ihanetlerini görüp, yutkunmak var. Ölmek istediğinde zayıf olduğun söylemleri çekenler de onlar.
Yapmacık ilişkilerin ortasında gerçek ve dürüst kalmak için cesur olman gerek. Dışlandığında kinlenmemek için olgunluğun cesareti gerek.  
Hayat sana ölmek için de cesur olduğun anlar sunar. Hayatı yaşamaya  değer kılan birinin varlığı karar verdirir.  Tek kelime: hayat.

Çoğu zaman  kendi kendini provoke edersin.   Aklının baş köşesine 'beylik' sözleri getirip onları tersyüz etmek yeterli. 'Hayat güzel' dersin sonra  bu masala  gülersin.  Hayat kısacık anlarda güzel ve onların ne zaman gerçekleşecekleri bilemezsin.  Hayat berbat ve merhametsiz diye  yakınırsın ve buna karar veren yine sensin. Böylece o güzel anlar uçup giderken zihninden, onları tutmak için cesaret gerek.   Direnmek, isyan etmek, savaşmak, yaşamak için cesur yürek yeter.    Cesaret yürek işi, cesur olursun, korkusuz değil.  Akılsızlık olmaz,  emanet akıl ile hiç olmaz.  Cesarettir öğrenmek.  Bilmek, bilinçlenmek güzel; Akıl yol göstersin, Yürek fethetsin... 

Yazmak işi kolay ve zor. Spontane gelir kelimeler, kağıda dökersin. 
Bir konu aklını kurcalar, kısa-uzun yazarsın.  Duygularını, fikirlerini, hayallerini, hakikatlerini, sitemlerini, övgülerini  yazılarda, şiirlerde, hikayelerde toplarsın. 
Lakin. Sendendir yazdıkların, nasıl algılayıp, nasıl gördüysen tasvir edersin. Belki devrik olur cümlelerin, gereğinden uzun, anlaşılması zor, kinayeli veya yontulmamış, kaba. Senin anlayıp anlattığın gibi anlamaz başkaları, kelimelerin kalabalık, ifadelerin yetersiz görünebilir.  Yazmayı hala çok istiyorsan  cesursun. Yoksa umursamaz mısın?   Bencil misin? Megaloman mı? Kendinle, hatalarınla, cehaletinle, ukalalığınla yüzleşmek için cesaretin var mı?    Yoksa kocaman bir boşluk musun? 

Cesur olmak, hiç kimsenin yapamadığını yapmak değil.

eylül

























28 Ekim 2017 Cumartesi

Doğuştan Lider



Bir ulusa önderlik eden, vatan ve millete odaklanmış olmalı. Erdemli, vicdanlı, onurlu, yürekli olmalı. Bulundu
ğu mevki onu ayrıcalıklı kılmamalı, halktan ve halkçı olmanın bilincini taşımalı.  
Millet ile aralarında koruma duvarına ihtiyaç duyanlar o halkın lideri değil, efendisi olmaya taliptir. Gereği duyulduğu an en ön saflarda savaş meydanına inecek cesarete sahip olmayanlar vatanı kendi kurtuluşu için satacak olanlardır. 
Para karşılığı taraftar edinmekle, halkı bölmekle, maneviyatıyla oynamakla  büyük olunmaz, ancak çete başı olunur.   Aşağılayarak,  korkutarak, baskı ile bir ulus yönetilmez, sindirilir. 
Vatan toprağını peşkeş ederek,  devlet malının üstüne çökerek başa geçmiş olanlar tarih sayfalarına ünvanları ile değil, hırsları, sapkınlıkları ve 
ihanetleri ile yazıldığı da bir gerçek.  

Her devrin sonu gelir, lakin ne mutlu ki Mustafa Kemal Atatürk bir devrin değil
ilelebet   bu ülkenin Lideri.  
Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!..

eylül




11 Ekim 2017 Çarşamba

Brimstone - Cehennem


Bu film hakkında uzun uzun yazılabilir.  Bu film, büyük bir kitle tarafından görmezden gelinebilir, bir başka kitle de onu izlemekten vazgeçebilir. Nitekim ilk yarım saatinde başıma neredeyse gelmişti.  Benzetme yapmam gerekseydi; ıssız, karanlık bir yerde kalmaktan kaçınmayı seçmek, derim.  İnsan kendine iyi gelmeyen, üzen  şeylerden uzak durur veya en azından çabalar, böyle bir şey.   Olması gereken ise : yüzleşmek. 
Gerekir çünkü kaçışın sonu olmaz. 

Filmin yapım aşaması, oyuncular hakkında yazmayı düşünmedim.   Odaklandığım, sadece anlatılan hikaye.  Kesinlikle izlenilecek bir yapıt.  Önyargısız. Hayretle ve şaşırmadan. Yer, zaman, ırk, dil, din akla getirilmeden.
Eğer hayat ve varoluş hakkında çelişkileriniz var ise, sorularınız var ise, yanıt bulamazsınız, görebilirsiniz. 


eylül

24 Eylül 2017 Pazar

Elmalı soğuk çay ve haşhaşlı çörekler



Elmalı soğuk çay için gerekenler:

0,5 litre şişe suyu
1 adet bardak poşeti Lipton bergamotlu çay 
0,5 litre taze sıkılmış elma suyu
2 yemek kaşığı bal

Poşet çayın üstüne kaynar su eklenir , 15 dakika bekletilir 
Ardından elma suyu ve bal ilave edilir , karıştırılır
Buzdolabında bir gece bekletilir.

 Elmalı soğuk çay sürahiye boşaltılıp içine kabuğu soyulmuş ve dilimlenmiş bir elma , bir kaç limon dilimi ilave ederek aroması arttırılabilir. 

Haşhaşlı çöreklerin tarifi blogda mevcut. Mayalı hamur ve haşhaş ezmesi ile hazırlanır. 








12 Eylül 2017 Salı

Hayatın Şarkısı

 Birkaç gün önce Google+ 'da bir şarkı videosu yayınladım. Annem için. Eski bir şarkı ve orijinali kime ait olduğu tartışılan. Hatta  dava konusu olan. Bazılarımız bu şarkıyı Alla Pugaçova'dan
"Million Alyh Roz" olarak farklı bir hikaye ile dinlemiştir, dans müziği olarak kullanılmıştır.
Ben bu versiyonunu sevdim. İsterdim ki kelimesi kelimesine tercüme edeyim lakin çeviri hatası küçük de olsa yazara saygısızlık olur düşüncesindeyim.


Bu şarkıyı annem için çalmak istememin sebebi kişisel. Yarın annemin ölüm yıldönümü...





Dāvāja Māriņa 

Sözler:Leons Briedis   
Müzik: Raimonds Pauls


Şarkı sözlerini tam olarak tercüme etmektense  kısaca özetlemeyi tercih ettim. 
Şiirdeki kahramanlar bir anne ve kızı. Çocukluğunda ne zaman canı acısa annesine koşup sarılan, teselli bulan küçük kıza annesi acısını unutmasını, üzülmemesini söyler, hayatın ona mutluluk vermesini diler.
Devamında, yıllar sonra annesini kaybeden kızın hikayesi başlar. Ne zaman kendini kötü hissetse, içinde sızı duysa Marina kendine annesinin ona gülümseyerek söylediği şarkıyı söylemeye başlar. 





8 Eylül 2017 Cuma

Kaşar Peynirli Kabak



İtalyan mutfağına dair 'parmigiana di zucchine '  türkçe tercümesi parmesanlı kabak tarifinin kendimce uyarlaması:)  ;  bir de 'parmigiana di melanzane' yani parmesanlı patlıcan tarifi mevcut, bazı internet paylaşımlarında ' patlıcan kuleleri' olarak bulunur. Ayrıca ada ve Beyoğlu meyhanelerinde meze olarak sunulmakta.  Muhteşem!
Marketlerde parmesan ve mozzarella  bulmak kolay, tarifin orijinalini denemek isterseniz, bilginize...



Gereken malzeme:

Üç adet orta büyüklükte kabak
Evde hazırlanmış domates sosu
Eski kaşar peyniri 50 gr
Taze kaşar peyniri 150 gr (peynir ölçüsü kullanılan kabak miktarı ve büyüklüğü ile değişir) 
Zeytinyağı, tuz

Domates sosu:
Zeytinyağı 
2 diş sarımsak
5-6  kabuğu soyulmuş ve rendelenmiş domates
Kekik, karabiber, acı pul biber, tuz, 
1 Tatlı kaşığı şeker 
Önce yağ ısıtılır, ezilip kıyılmış sarımsak kavrulur ve domatesler eklenir, tuz, şeker ve diğer baharatlar ilave edilir. Kısık ateşte ara sıra karıştırarak hafif koyulaşana kadar pişirilir.

Kabaklar boyuna ince  dilimlenir ve ısıtılmış teflon ızgara tavada her iki tarafı kızartılır.
Fırın tepsisine önce bir miktar domates sosu dökülür ve üstüne bir sıra kabak dilimleri  yerleştirilir ve  domates sosu ile sıvanır sonra üstüne dilimlenmiş veya rendelenmiş taze kaşar peyniri ve rendelenmiş eski kaşar peyniri serpiştirilir. Bu işlem aynen tekrar edilir. 
200 derece ısıtılmış fırında üstü kızarana kadar pişer.


30 Ağustos 2017 Çarşamba

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!

Kelimeler yetersiz gelir Atatürk 'ü anlatmak için.  Duyguları ifade edememek öyle bir çaresizlik ki...
Sonra birden anlam kazanır bu insani hal;  muazzam bir hayat ve o kısacık ömrün içine sığan  muazzam zaferleri anlatmak, resmetmek, şiire dökmek hep eksik kalır.  Kimbilir, belki  yüreklerin duygu yağmurunda  ıslanmak daha bir anlamlı...

Kutlu Olsun 30 Ağustos Zafer Bayramımız!

Teşekkür ederim ATA'm...


22 Ağustos 2017 Salı

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Batı veya Doğu sadece coğrafya


Başlığa bakıp sosyoekonomik, teokratik analizlere girerim sanma. Kocaman, uzun laflar etmek kafa karıştırmaktan öteye gitmez.  Sadelik iyidir.  Gösterişsiz, basit ancak pratik olmak iyidir.  Günlük hayatta sorun yok, lakin edebiyatta biraz farklı.  Basit sözcüklerle anlatırsın, yavan kalır anlaşılmaz,   illa ki misal vermek gerek.  Ukalalık etmeden becerebilmek  ne ala.  Bazen en anlaşılır olmak için fazlasıyla uğraşsan yetmez. Böyle durumlarda geriye kalan seni okuyup dinleyenin izanına teslim olmak.  Çaresiz. 
Bir de dinletmek ısrarında olanlar var. Öyleleri taraftar arar. 

Nereden çıktı bu batıcılık, doğuculuk?  İşine geldiğinde "bu dünya hepimizin" , " birleşsin tüm insanlar" falan filan, sahipleniriz Batı'yı da Doğu'yu da.  Birilerinin keyfi ister, ayrılırız  doğuluya, batılıya. 
Gerçek olan iklim ve konum.  Öğrenciliğimi düşündüm de, coğrafya dersi sıkıcılığına rağmen ilginçti. Tarih, aynen. O derslerin öğretmenleri bunun farkında olmalılar ki ısrarla bilgi yüklemeye çalışırlar. Önemli dersler. Tıpkı edebiyat, gramer, matematik, kimya, fizik, biyoloji (fen demiyorum). Elbette ki müzik, resim, dil, beden eğitimi gibi. 
Ne yazık eğitim hayatı yalnızca kariyer ile bağdaştırılır oldu. Eğitim, hayatta kalmak için bir nevi donanım.  Başına gelecek felaketlerle başa çıkabilmesi için donanımlı olmalı insan.  Eğitim özgürlük, aydınlık, medeniyettir.  Bu yüzdendir ki kirli emelleri olan siyasetin ilk müdahalesi eğitime olur.  Sınırlı eğitim, gelecek nesilleri kalıplaştırmak, özgür iradeyi bastırmaktır.  Emin ol, siyaset bilerek, planlayarak hareket eder.  Büyük bir yalanla: "millet için".  Büyük bir 'fedakarlık' ile çalışır iktidarlar, kendileri için mi?! Yok artık.  Müreffeh sosyal devlet için. Herkese ücretsiz eğitim, sosyal ve sağlık haklarından eşit yararlanması için çalışır(?!).  Çıkarlar gözetmeden, ayrımcılık yapmadan, gece gündüz çalışır.  Batı'yı Doğu'yu birbirinden ayırmadan, insanları kişisel tercihleri yüzünden yargılamadan, dışlamadan adilane çalışır(?!). 
Sözkonusu ticaret, lüks ve debdebe, para ve mevki olduğunda batıcılık ve doğuculuk olmaz. Halktan esirgenen neden malumlara mübah?  Hani herşey millet için?
Doğru lafa ne denir...
Herşey halk için;  gayretle çalışıp yine de iki yakayı birleştirememek, itaat etmek, verilenle yetinmek.  Üstelik batılıysa doğuludan ve doğuluysa batılıdan haz etmemek.
Oyalanması gerek tebaanın. Değil mi?.. 
Hizaya getirilmesi lazım avamın, insan kasaplarıyla, sınırsız vahşetle.  Sonucunda kurtarıcı rolünü oynayacak siyaset. Basit, çok basit bir oyun.  Hep bir pusulanın kadranında oynanan.  Batı veya Doğu sadece coğrafya, bunu hazmedemeyen ise sadece siyaset.  

eylül