6 Temmuz 2017 Perşembe

Bir hayat, İki dünya



Duygu için TDK tanımlarından biri: " Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim".

Ya gerçek hayat? Rezalet. Bu benim fikrim.  Eti, kanı, aksiyonu, rutini olan dünya bir rezalet ve tek kelimeyle sahte.  İnsanı kusturacak kadar iğrenç , şaşırtacak kadar inanılmaz, nefret ettirecek kadar intihara eğimlidir  gerçek hayat.  Gerçekliği, elle tutulur, sonuçlarına katlanmak zorunda kalınır olması yüzünden.  İki dünyanın arafında yaşamak zorunda bırakılmış insan. Seçimleriyle, kaderiyle yüzleştiği tam tamına iki dünya.  Paradoks şu ki, onlardan birini seçme özgürlüğüne sahip olup olmadığı ve ikisini de yaşamak zorunda kalıp kalmadığı.
Hepimizin kaderi belirlenmiş. Elbette kendi seçimlerimizi yaptıktan sonra. Bir bilgisayar oyunu içerisinde olmaya benzer ve gittikçe öyle olduğu kanısına varmaktayım. Öyle böyle oyundayız; satranç tahtasındaki piyonlar, dama taşları misali. İddia edildiği gibi farklıyız,evet; yükümüz, bilgi ve duygu  birikimimiz, suretimiz, genetiğimiz bilindiği gibi farklı.  Bir bakıma da birbirimize benzeriz, çok fazla ve bu benzerlik değil midir ki  bizi toplum yapan?!..

Etrafınıza bir bakın, lakin duygu dünyanızın penceresinden.  Zordur  bunu yapmak; öncelikle aklınız bir sürü barikat diker.  Çözülmesi size kalmış bir handikap.  Yüreğin cesareti ile aşılabildiği tüyosunu verdim gitti.  Farz-ı-misal başardınız; hayalkırıklığı istasyonuna hoş geldiniz. Elbette hayal kırılmaz, umut bitmez (ki bu lafların tümü motivasyon mottosu diye kullanılır olmuş be kardeşim) de,   yaşam enerjinizi vampir gibi emmekte olan diğer dünya gerçeği ile yüzyüze gelirsiniz. Bu kadar basit.  Geriye ne kalır? Ya iki dünyanın ortasında kalmak ya da birini seçmek. Böyle görünür, hiç de öyle değil.
Bu bir deneyim gibi görünse de,  kader olur.  Ferah bir gerçek var: bir kez yüreğin frekansına bağlanan bir daha o dalgadan düşmez. Ne güzel!

Sahte, içten pazarlıklı ilişkiler, hayatın çirkinliği.   Maddeci olmayı, hırsı başarı olarak kabul edilen bir hayatın içinde yer almak acınası olmalı. Sürekli kıyaslama içinde, kaybetme korkusuyla yaşamak korkunç olmalı. Manevi yetersizliği maddi güçle gölgelemek zavallılığın son eşiği. Değer mi? Nefesin kefareti sahtekarlık olabilir mi?  Yazık.  Başarı dediğin nedir kardeşim? Karşındakini dolandırmak, aptal yerine koymak mı? Sahip olduklarının gücüyle bu güce sahip olmayanları ezmek mi?  Küçümsemek, kıyaslamak, fesatlık; farkında değil misin, insan vasfını, inancını, yüreğini kaybettirenlerin bunlar olduğu farkında değil misin?  Yoksa, umurunda değil mi , demeliyim...
Tamam, öyle olsun. Ne istersen, nasıl seçersen yaşa.  Fakat. Benim seçimime laf üretmeden,  burun kıvırmadan önce dön bir de kendine bak. Yargılamadan önce dur, düşün, aklına bir danış, yolun başına sonuna şöyle bir bak. Sonra, yine de yargılayamazsın kendinden bir başkasını, yok sende o hak!..

eylül