30 Ağustos 2017 Çarşamba

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu Olsun!

Kelimeler yetersiz gelir Atatürk 'ü anlatmak için.  Duyguları ifade edememek öyle bir çaresizlik ki...
Sonra birden anlam kazanır bu insani hal;  muazzam bir hayat ve o kısacık ömrün içine sığan  muazzam zaferleri anlatmak, resmetmek, şiire dökmek hep eksik kalır.  Kimbilir, belki  yüreklerin duygu yağmurunda  ıslanmak daha bir anlamlı...

Kutlu Olsun 30 Ağustos Zafer Bayramımız!

Teşekkür ederim ATA'm...


22 Ağustos 2017 Salı

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada

Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.
                                                               
Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim).
UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.
                                     
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Batı veya Doğu sadece coğrafya


Başlığa bakıp sosyoekonomik, teokratik analizlere girerim sanma. Kocaman, uzun laflar etmek kafa karıştırmaktan öteye gitmez.  Sadelik iyidir.  Gösterişsiz, basit ancak pratik olmak iyidir.  Günlük hayatta sorun yok, lakin edebiyatta biraz farklı.  Basit sözcüklerle anlatırsın, yavan kalır anlaşılmaz,   illa ki misal vermek gerek.  Ukalalık etmeden becerebilmek  ne ala.  Bazen en anlaşılır olmak için fazlasıyla uğraşsan yetmez. Böyle durumlarda geriye kalan seni okuyup dinleyenin izanına teslim olmak.  Çaresiz. 
Bir de dinletmek ısrarında olanlar var. Öyleleri taraftar arar. 

Nereden çıktı bu batıcılık, doğuculuk?  İşine geldiğinde "bu dünya hepimizin" , " birleşsin tüm insanlar" falan filan, sahipleniriz Batı'yı da Doğu'yu da.  Birilerinin keyfi ister, ayrılırız  doğuluya, batılıya. 
Gerçek olan iklim ve konum.  Öğrenciliğimi düşündüm de, coğrafya dersi sıkıcılığına rağmen ilginçti. Tarih, aynen. O derslerin öğretmenleri bunun farkında olmalılar ki ısrarla bilgi yüklemeye çalışırlar. Önemli dersler. Tıpkı edebiyat, gramer, matematik, kimya, fizik, biyoloji (fen demiyorum). Elbette ki müzik, resim, dil, beden eğitimi gibi. 
Ne yazık eğitim hayatı yalnızca kariyer ile bağdaştırılır oldu. Eğitim, hayatta kalmak için bir nevi donanım.  Başına gelecek felaketlerle başa çıkabilmesi için donanımlı olmalı insan.  Eğitim özgürlük, aydınlık, medeniyettir.  Bu yüzdendir ki kirli emelleri olan siyasetin ilk müdahalesi eğitime olur.  Sınırlı eğitim, gelecek nesilleri kalıplaştırmak, özgür iradeyi bastırmaktır.  Emin ol, siyaset bilerek, planlayarak hareket eder.  Büyük bir yalanla: "millet için".  Büyük bir 'fedakarlık' ile çalışır iktidarlar, kendileri için mi?! Yok artık.  Müreffeh sosyal devlet için. Herkese ücretsiz eğitim, sosyal ve sağlık haklarından eşit yararlanması için çalışır(?!).  Çıkarlar gözetmeden, ayrımcılık yapmadan, gece gündüz çalışır.  Batı'yı Doğu'yu birbirinden ayırmadan, insanları kişisel tercihleri yüzünden yargılamadan, dışlamadan adilane çalışır(?!). 
Sözkonusu ticaret, lüks ve debdebe, para ve mevki olduğunda batıcılık ve doğuculuk olmaz. Halktan esirgenen neden malumlara mübah?  Hani herşey millet için?
Doğru lafa ne denir...
Herşey halk için;  gayretle çalışıp yine de iki yakayı birleştirememek, itaat etmek, verilenle yetinmek.  Üstelik batılıysa doğuludan ve doğuluysa batılıdan haz etmemek.
Oyalanması gerek tebaanın. Değil mi?.. 
Hizaya getirilmesi lazım avamın, insan kasaplarıyla, sınırsız vahşetle.  Sonucunda kurtarıcı rolünü oynayacak siyaset. Basit, çok basit bir oyun.  Hep bir pusulanın kadranında oynanan.  Batı veya Doğu sadece coğrafya, bunu hazmedemeyen ise sadece siyaset.  

eylül









20 Ağustos 2017 Pazar

Tereyağlı Açma


Gereken malzeme:

1,5 bardak ılık süt,  0,5 bardak zeytinyağı, 1 yumurta, 1,5 yemek kaşığı şeker, Silme tatlı kaşığı tuz, 1 paket çabuk maya, un: 3,5-4 bardak

-İçine sürmek için tereyağı 
-Üstüne yumurta sarısı 

Hafif yapışkan, yumuşak hamur yoğrulur.  Üstü kapalı olarak 40 dk mayalanmaya bırakılır. Hamur iki katı kabarmalı.  Birbirine eşit büyüklükte bezelere ayırıp her biri   az un yardımı ile tezgah üzerinde açılır.  Üzerilerine tereyağı sürüp rulo yapılır, şekil verilir.  Fırın tepsisinde 20 dk daha bekletilir. 
Yumurta sarısı sürüp 200 derece ısıtılmış fırında pişirilir. 

Not: 
-Un ölçüsü içeriğine ve bardak büyüklüğüne göre değişebilir.
-Hamur ne cıvık ne de sert olmalı, eliniz uygun kıvamı bilir:) 
-Üzerine sürülecek yumurta sarısına bir kaşık süt eklenebilir

-Tereyağı sürmeyip sade de yapılabilir. 





18 Ağustos 2017 Cuma

Selfish


Zaman zaman aklımdan geçen eksik cümleleri tamamlamak isterim. Düşüncelerin  ucunu kaçırsam da endişe etmem, nasılsa tekrar katılırlar zihnimdeki geçit törenine.  Bu bir hafıza sorunu değil, bundan oldukça eminim. Sorun da değil, düpedüz bir sonucun etkileri.  Hayat ve insan üzerine bu kadar çok kafa yorarsan olacağı bu.  Demiştim ben bunu, bizzat kendime. Huyum kurusun. 
Denedim bu konudan uzaklaşmayı, gerçekten. Bir işe yaramadı.  Bir labirentin çıkışını bulmanın mecburiyetiyle sorularıma cevaplar aradım.  Araştırdım, gözlemledim, sonuçlara vardım ve bunları yaparken kimseye saygısızlık, edepsizlik etmemiş olmaktan memnuniyet duydum.  Ferah bir his, vicdani huzurlu(tamam, tamam bu terim TDK'ya göre doğru olmayabilir, ben sevdim, yetmez mi?). Bencilce.   Bu sıfatı hiç sevmem.   Gerçek şu ki, insanız ve hangimiz bencil değiliz?..   

Bir konu hakkında yazarken gözlemlemek, araştırmak dediklerim asıl kaynağım olur. Olay ve davranışlara mantık ile yaklaşmak  flu bir resmin netleşmesi gibi.  Örtülü gerçekleri görebilir, anlayabilirsin. Hah, bunun sana bir getirisi olur mu? Tartışılır.  Kişiden kişiye değişir. Görebilmek ve anlamak insanın bakış açısını değiştirebilir. Hayatında fark yaratabilir. 
Tam burada başka bir şey geldi aklıma;
İnsan olarak duracağın safı kendin seçtiğini sanırken  olduğun veya olmadığın kişiliğin sebebiyle o saf için seçildiğin  düşündün mü hiç? Aklına düştü diyelim, bakalım  bencilliğin bunu anlamana izin verir mi?    O,  sadece kendini gördüğün kocaman bir ayna.  Dünyanın tüm yükünü sen taşırsın, dertlerin, acıların kimsede yok.  Kurbansın, zor kaderin kutsanmış  yolcususun. Senin dünyanda başka kimseye yer yoksa, kusura bakma, bencilsin.  Canın yandığında  ancak acıları anlayabiliyorsan, bencilsin.
Herşeyini kaybettiğinde   yoksunluğu fark edebiliyorsan, bencilsin.    Varlığınla saygınlığı satın alabildiğine inanırsan, acınası bencilsin. 
Bencil sadece kendini düşünür.  Ortada paylaşılacak ne varsa en büyük, en lezzetli, en kıymetli kısmı kendine  ayırır. Bencil emek vermez, gasp eder. Paylaşmaz, lütfeder.  Ne yazık bu yaşlı gezegende bencillik prim kazanma yolunda, durmaksızın. Üstelik yepyeni, çağdaş sözcükler kuşanarak.  Onur kırıcı.  Artık onurdan geriye ne kaldıysa. 

Birkaç yıl önce empatiden çokça bahsedilmeye başlandı, bir nevi moda akımı gibi. Basitçe insanlık denseydi, erdem, anlayış.  Sanki dünya yeni varolmuş gibi, önceki nesilleri aşağılamak ne demek?.. Saygısızca.  
Anlamıyorum, insan vicdanını nasıl görmezden gelebilir? Bencilliğin çirkin yüzünü maskeleyip nasıl rahat olabilir?  Suçluluk duymadan nasıl yaşayabilir?
Empati yapabiliyorum diyenlere sadece "gerçekten mi?" diye sormak isterim. Belki ufacık bir kuşku kırıntısı düşer aklına, sorular dokunur yüreğine, uyanır. Belki. Benim öyle umudum var.  Komik gelebilir, imkansız görünebilir lakin iyi ki umudum var.
Çünkü o bana ait ve çok kıymetlidir ve onu paylaşabilirim, sonsuzca.

Bazı sözcükler var, daha bir değişik gelirler insana. Onları kullanırken abartmadıkça sıkıntı değil.  Zira  pelesenk oluverirler diline. 
 "Selfish" bencilin ingilizce tercümesi. Dile hemen oturan şirin bir sözcük, insanın onu nedense sahiplenesi gelir.  Tınısı hoş, anlamı ağır.  Bencilliğin birazı hoş görülse de acaba kaç kişi bu suçlamayla karşı karşıya kaldığında ona itiraz etmez? 
Kendini düşünmek kötü bir şey değil.  Kendini üstün görmek, başkalarını küçümsemek, haklarında hadsizce kararlar vermek, kısaca kişiye ait görünmez sınırı geçmek kötü ve bencilce.  Ne ağıtları ne de acı feryatları duyurur sana bencilliğin.  Gözlerin görmez sebep olduğun felaketleri. İncittiğin ruhlar, kırdığın kalpler içini sızlatmaz.  Sağır, kör ve duyarsızdır bencillik.  Bu yüzden başlık olarak  selfish yazmayı seçtim, en azından söylenişi eğlenceli. 

Tahminimce soracaksın: "neden bu konu?" diye.  Özel bir neden yok.  Aslında var, insanım.  İnsanız.  Ben yazdım diye değişen birşey olmayacak. Öyle bir beklentim yok.  Görmezden gelememek işte. Samimiyetsiz olamadım.  Yazmak değil haykırsam ve tüm dünya duysa değişen birşey olmayacak.  Maksadım yok. Usandım. Yaşamaktan değil çirkinliği görmekten. Maalesef olan bu.  Sorun birbirimizi anlayamamak değil anlamaktan vazgeçtik. Bencilliğimizi büyüttük de büyüttük.  Korkarak, korkutarak hırslarımızı besledik. Çünkü, ne yazık,  güzele ve iyiye değil güce uzanmayı tercih ettik.   Hadi bakalım, yaptıklarımız bencillik değil mi?..   
Bazen çekip gidesin gelir. Düşünceler umutsuzluğun patikasında yol aldırırken yüreğinle tutunursun nefesine.   Büyük hesapların küçük insanlarına  sırtını dönüp  uyanmamak üzere uykuya dalmak istersin.  Öyle  bu tuzak ki, ona düşmek için yanıp tutuştuğunu hayretler içerisinde keşfedersin.  Böylesi bir bencilliktir seni tuzağına çeken...
Karmakarışık bir durum, isyanlarını, sevinçlerini bir arada tutmak.  Yine de yaşanmaya  değer, bazen bir pislik çukurunda, cehennemde ve bazen cennette hissettirse de  hayat.


eylül
























13 Ağustos 2017 Pazar

An

Seçmediğin bir gün hikayen yazılır, zamanın içinde bir an olursun.  Hayat ne kadar uzun görünse de, sana dair herşey bu kısacık anda. Savrulursun,  hayallerden gerçekliğe.  Bir başka gün herşeyin  bir yanılsama olduğunu   anlarsın.   Zamanın bir yerinde tüm kelimelerin ötesinde bir acı ile uyanırsın..  Duaların tek bir cevap için haykırır.  Takvimde küçük, silik bir noktasın, sonra bir gün gelir ve sen yoksun.  İçindeki saat durur.  Tüm ışıkların söndüğü bir yerde, tek başına, sessizliğin
içinde: hepsi bu mu? son çığlığın olur.

eylül