5 Mart 2012 Pazartesi

Kırlangıç kanadında Hayat

Önce gözler açılır, keşfetmek için...



Sırların arayışıyla geçen ömürler, kırlangıç kanadında  yaşamak gibi,  soluk soluğa bir uçuşta...
Fırtınaları önceden bilmek ertelemedi gelişlerini,  toprağa serpildik her birimiz, filiz verecek tohumlar gibi...

Yabancı bir dünyayı keşfe çıkmak gibi  yaşamak.
Ucsuz bucaksız vadiler üstünde uçurur, karanlık ormanların ıssız  kuytularında başbaşa bırakır, korkularla. 
Denizin en derin yerine, umutların gemiyi terkettiği bir yere sürükler, vurgun yiye yiye yüzeye çıkmak gibi yaşamak. 
Kırılgan bir fanusun içinde nefes almak gibi; buğulu dünyanda kör olur, boşluğa elini uzatırsın, yakalanır veya kaybolursun.
Sonra yine de yaşamak için sonsuz defa doğup büyürsün.

Hayat, zor bir denklem olur düşüncelerde, çözmek için yetmeyen bir tek nefesin var,  yaşarsın çaresiz.   
Zaman hiç durmaz, mekik dokur  gece ve  gündüzün arasında, bilmezsin,  bir küçük örtü dokunur canından...  
Keşfetmek için önce gözler açılır, yabancısın, bu dünya yabancı.  Nerede özgürlüğün, kanatların nerede?.. 
Gözlerin sorar önce, sonra  sorular ufalanır düşer dudağından, sancılı arayışın başlar. 
Gizemin şifresini bulmak için cevaplar duymak istersin, kolay olsun istersin: yaşamak. 
Bir bakmışsın, daha dün geldiğin bu yabancı yerde kök salmış  ayakların, prangalanmışsın. 
Bedenine onlarca halat dolanmış, tümünün ucu senin elinde, kendi kendinin gardiyanısın...

Uykuya yatıp uyanırsın, cevapsız sorular hiç bitmez içinde, sağır olursun. 
Hayat, rengarenk yalancı mutluluğu ile kasaba panayırı gibi gelip yerleşir dünyana. 
Çocuk masumiyetin karanlık gölgenin hükümdarlığında  ömür boyu zindana mahküm edilir, habersizsin... 
Şekerlemelerden sinsi tuzaklar hazırlar Hayat, tadını bir kez alman yeter, doyumsuz olursun.
Cevabı var burada tüm soruların,  karşılığında kırpıla kırpıla kanatsız kalır Ruh'un, aymazlık uykundasın.
Gözlerin bir başka bakar artık, gördüklerin bambaşka.  Sana ait korkular şüphelerin olur, yüreğin buz tutar, oysa içinde yangın var...

Tüm fırtınaları dindirmek için o yangının bir küçük kıvılcımı yeter, dönme dolabın sarhoşluğuna sadece gülümsemek için  bir küçük ışık... 
Bir kıvılcım sonu olur bütün soruların,  sökülen yüreğini hiç terk etmeyen hissine yazılan şarkıları  dinlersin.
Ruhuna su gibi, sihirli bir yağmur gibi  serpilir Aşk, gönül kapını sonuna kadar açıp "nasılsan, öyle gel" diye fısıldarsın...

eylül

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder