“Nasıl bir hayat bu” diye her gün sorgulamanın yorgunluğu.Daha da yorgun eder. Karamsarlık demem, isyan ötesi bir durum. Hani karşında duran, dost dediğin, yalan söyler de suskun kaldığın anlar olur ya, işte öyle bir şey.Hazmedemezsin.Düşünür, düşünür durursun. Bir sonu yok, farkına varır ya da bir kaç kez daha oyuna gelirsin.Bu gibi bir ihtimal bile beni gerer. “Bu nasıl bir hayat”ın içine iyice gömülürsün.Olmaz olsun! Sosyal medyaya baksan, bakmasan ne olur. Merak edersin gündemi, vatan başlıklıolan biteni.
Çok yıllar öncesine götürür beni. Mayısın ilk günleri, kış ve bahar buluşması.Soğuk mu sıcak mı, kafa karışıklığı. Hıdırellez.Hikayesini kimi bilir, kimi bilmez, hadi geçelim burayı. Başyapıt bahar, hediyesiumut.
Şehir çocuğu olarak doğdum, hani şu ekmeğin ağaçta yetişir diye sananlardan.
Elbette kısa süren bir ahmaklık. Buradan çıkıp ilerleyelim. Nasılsa çocukluğumun bir kaç Hıdrellezi oldu.
Büyükbabam ve anneannemin evine misafir olduğum zamanlardı. Geçmişte kalan…
Hüzünlü anıları da geçelim. Evin karşısındaki meydan gelir aklıma, çeşmenin yanı ulu salkım söğüt. Sabahın en uykulu saatinde yaşlı dallarına tutunmuş salıncak kurulur, bir de oraya oturtulmuş ben. Mayısın ilk günlerinden gözyaşlarıma karışan gülümseme kaldı.
Kış uykusundan uyanıyor doğa, sancılı. Seyrediyorum. İliklerime işleyen soğuğun kış güneşinde erimesinin tadına varıyorum. Nefesini hissetmek, güzel. Tüm olumsuzlukların bir mevsime yenik düşmesi, umutların yeşillenmesi, yeni-zaman durdurulmaz olsa da- yepyeni bir başlangıç. Aynı şarkıyı tekrarlamak değil, farklı besteyi notalara dökmenin vakti. Bilinmeze meydan okumak ya da teslimiyet değil, kavuşmak. Sonsuzluğu anlatır bahar mevsimi…
Yozlaşma kök saldı.Salacak, salıyor, saldı, salmışaralıkları. Oradaydım ve hala buradayım.Üzgün müyüm? Muhtemelen çok.Kızgın? Öyle olsam ne değişirdi?Umursuyor olmasam üzülmem.Değil mi?..
Üzgünüm çünkü bu bir yıkım oyunu. Maskelenmiş, hatta makyajlanmış, sinsice tasarlanmış. Sonuçları sebeplerinden doğacak olan bir oyun.
Söyleyip, yazdıklarım. Laf kalabalığı gibi göründüğüne neredeyse eminim. Ben veya sıradan herhangi birimizin söyledikleri kayda alınır mı? Komplo teorisi, safsata, akıl almaz… falan, filan. Böylesi ifadeler gidişat herneyse, kolaylaştırır.
Hayat, tezatlar örgüsünden mi ibaret? Ciddi olarak düşündüm. Yanılmadığıma da emin olmak üzereyim, bunca yıl düşünüp, böyle bir kafayı taşımanın ödülü olmalı.
Dünya gezegeni hepimizin ortak yaşama alanı, ev. İnsanın insan yasaları ile barınır olduğu ev. Acı gerçek. Sınırlar, insan elinin çizdikleri. Düşman mıyız birbirimize?!.. Rekabet farklı, iştah geniş, fırsatlar sınırlı, siyaset … ölümcül.