Bu Blogda Ara

23 Eylül 2026 Çarşamba

Kıyısız deniz

 İnsan hâli


Sınırları ihlal etmek nedir, herkesçe bilinmesi gereken  bir hal.   Sabırların tükendiği anın  farkında olunması gerektiği gibi. Anlamaya çalışıyorum, anlıyorum lakin öyle bir kördüğümü çözebileceğimi sanmıyorum... Öyle bir istek de kalmıyor geriye... 

Ve hayat budur, diye yineliyorum içimden.  İlk Çağlar'dan  Fransız devrimine kadar;  Sezar'dan  Napolyon'a,  Rus  ihtilalinden Perestroikaya,  Hitler'den Stalin'e, Osmanlı'dan İstiklal'e ... 
Kabullenmiyorum, kabullenmek istemiyorum.  Atatürk bir mucizeyken, bir ışıkken, bir Vatan Aşk'ı iken şu halleri aklım almaz oldu.
Ne taraf  ne de ideoloji savunucusuyum. Mütevazi, görünmez, kendi halinde dünya insanıyım.  Sorun şu ki, ne sağır ne de körüm.  Yüreğimin, benliğimin, özümün, ülkemin ve olan herşeyin farkındayım. 

Bazılarımız benzetmeleri kabul edemeyiz; aklımızın alıştırması  böyle, yapacak bir şey yok.  Bazılarımız ise kendimizi ancak bu şekilde ifade edebilmişiz, yine yapılacak bir şey yok. 
Her sabah yarı uykulu halimden çıkmadan gözlerimi  dünyanın bu haline kapatıp içimdeki dünyaya  açıyorum;  herkesin görünmeyen yaşam sahası içinde özgürce var oluşunu seyrediyorum, sınır ihlalleri olmadan,  kitabımızca, dinimizce  olduğu gibi. Nefesim daralıyor bu hayata  uyanmaktan...

Her günün akşamı kendime soruyorum;  nedir bu insanlığın hâli diye?..
Eğer Allah hepimizin birbirimizden farklı  olmamasını   isteseydi öyle yaratılmış olurduk.  Eğer hepimizin tek bir fikirde, tek bir anlayışta olmamızı isteseydi ne özgür irademiz ne de aklımız olurdu , koyun olurduk...

Şu yaşlı gezegende nefes alan, düşünen, İnsan denen varlıklar üzerinde oynanan oyunların sonu gelmeyecek mi diye defalarca sordum kendime.
Her birimizin sınırlarının ihlal edilişinin sonu gelmeyecek mi?..  Fikirlerin  baskısı , algıların esareti, sınıflandırılmanın, köleleştirilmenin olmadığı bir dünya bir hayal mi?..
Soruyorum kendime; hayvanın önüne atılır gibi  lütfedilen hakların kimsenin gücüne gitmiyor mu, diye...  Eğitimin bile ( ki her seçim zamanı "eğitim herkesin hakkı" diye söylevlerden  geçilmez) cüzdan ağırlığı ile taksim edilmesi,  kader kurbanlığın giydirilmesi, hareket sınırları belirlenmesi, yaşam biçimi dikte edilmesi nasıl izah edilebilir?.. 

Bırakın akıllı olayım; sorumluluklarımın farkına varayım.
Bırakın çalışayım,  başkasının sırtından geçinmeyi hazmetmeyeyim.
Bırakın itilip kakılan, küçük görülen, imkansız ve trajik diye sufle edilen, sınıfları tanımayan Aşk ile var olayım. 
İçinizde hapsettiğiniz, utanıp karaladığınız  yüreğinizin tertemiz duygularını katletmeyi bırakın. 
Değil mi ki İlahi Aşk ile başladı özgürlüğümüz hangi güç onun üstünde olabilir?..
Bırakın emretmeyi, insan olmayı deneyin...
Rüzgar şiddetli estiğinde ağaç eğilir, lakin orman büyüktür...  Bırakın var olayım...


eylül
13.06.2013

28 Ağustos 2026 Cuma

Simülasyon

  Geçen günler bir gönderi  başlığına takıldım, “simülasyonun içindeyiz” .

 Üstünde durmadım oysa gülümsetti, istemesem de düşündürdü. Doğuyor, yaşıyor, ölüyoruz. Oyuncuların değişimiyle süregelen bir döngünün içindeyiz. Olanaklar, lokasyon, ırkımızı seçme hakkımız olmadan doğuyoruz.

Koşullar kulvarımız olup sınırlarımız elverdiğince ‘yaşıyoruz’.  Yetinip şükretmek  yahut isyanlarda kavrulma özgürlüğümüz olur.  Acaba, bir simülasyonun içinde miyiz?..


Hiç oralara girmeyelim, canımızı üzmeyelim derim. Mesele insanın insana ettiği.

Konu uzun, yorucu, yıkıcı ve sır değil.


eylül


 


15 Haziran 2026 Pazartesi

Hayat güzel

     Bir zamanlar hoşuma gitmeyen bir söyleşiden kapıyı çarparak çıkmıştım. Psikoloji  temalı  seminer.  Neden mi?  Yüzleşmekten, bilmediklerini  biliyoruz diyenlerden usandım.  Mantık desen: yok. Bilgi hiç yüklenmemiş. Çözümleme yetisi, “o da neymiş? “ modundalar.  Geriye kalan… güdümlü çirkinlik. 

      Oysa gezegende güzeliz, doğanın mevsimleri var, nefeslendiğimiz… 

Şükredeceklerimiz var, ne yazık istismar edilesi. Yetinmek zorunda bırakıldıklarımız olsa da ilahi adalete inancımız var.  Yaşam sevincimiz -yok edilene kadar-var. 

Etrafıma bakıp  çirkinliği, solup giden suretler, hayatlar görüyorum.  Muhteşem doğanın isyanı gibi gelir fırtınalar, deniz ürkütücü dalgalanır, gökyüzü  yeryüzüne kapaklanacak gibi olur…  Güzel, iyi, adil, akil ne varsa  korku kuşağında hapsedilmiş gibi.  Aklını yitirmiş boş gezenlerin diyarında  hapsolmuş gibi.  

Oysa gezegen herkese yeter. Oysa hayat güzel…  


   Hayat çok güzel. Aşk, hayaller, düş kırıkları, kavuşmalar var. 

Aklın yetmediği yerlerde mucizeler var.   Umut var.  Çok da özel,  hikaye yazdıran  trajediler var. Yani, hayat hep var. Kim hangi hırsıyla karamsarlığı yağdırsa da gün doğumu hep var.  Rağmen. 

Bu yüzden umudum saklı kalır bende, sahibi benim çünkü. 


eylül




31 Mayıs 2026 Pazar

Ne yapsam, ne etsem

 Eğitim diye söylendim, yazdım durdum, oradayım hala. Küskünüm. Şuna, buna, hayata değil, olana bitene, yaşananlara sırtımı döndüm. Güya.  Kulağım, gözüm, zihnim, aklım… umutta.  

Şaşkınım, olmamam gerek. Üzgünüm, beyhude. Öfkeliyim, çaresizliğe…   Aklım, hayalim umutta.

Cehaletin virüs misali yayılmasına mı, korku umursamazlığına mı yansam?  Utanmaz, merhametsiz, mantıksız kibre mi küfür etsem?..  Ne yapsam, ne etsem de  haklı öfkeme yenilmesem… 


eylül 




12 Mayıs 2026 Salı

Kendimi gündeme kaptırdım

İstediğimden değil 

 “Nasıl bir hayat bu” diye her gün sorgulamanın yorgunluğu.  Daha da yorgun eder. Karamsarlık demem, isyan ötesi bir durum. Hani karşında duran, dost dediğin, yalan söyler de suskun kaldığın anlar olur ya, işte öyle bir şey.  Hazmedemezsin.  Düşünür, düşünür durursun. Bir sonu yok, farkına varır ya da bir kaç kez daha oyuna gelirsin.   Bu gibi bir ihtimal bile beni gerer. “Bu nasıl bir hayat”ın içine iyice gömülürsün.  Olmaz olsun! Sosyal medyaya baksan, bakmasan ne olur. Merak edersin gündemi, vatan başlıklı   olan biteni. 

E, nedir olan? Hüsran… 

Hadi bakalım… 


eylül 

5 Mayıs 2026 Salı

Hıdrellez


      Çok yıllar öncesine götürür beni.  Mayısın ilk günleri, kış ve bahar buluşması. Soğuk mu sıcak mı, kafa karışıklığı. Hıdırellez. Hikayesini kimi bilir, kimi bilmez, hadi geçelim burayı. Başyapıt bahar, hediyesi  umut.

Şehir çocuğu olarak doğdum, hani şu ekmeğin ağaçta yetişir diye sananlardan. 

Elbette kısa süren bir ahmaklık.  Buradan çıkıp ilerleyelim. Nasılsa çocukluğumun bir kaç Hıdrellezi oldu.  

Büyükbabam ve anneannemin evine misafir olduğum zamanlardı. Geçmişte kalan…

Hüzünlü anıları da geçelim.  Evin karşısındaki meydan gelir aklıma, çeşmenin yanı ulu salkım söğüt.  Sabahın en uykulu saatinde yaşlı dallarına tutunmuş salıncak kurulur, bir de oraya oturtulmuş ben.  Mayısın ilk günlerinden gözyaşlarıma karışan gülümseme  kaldı. 


eylül