Sevinçlere olta atıp bekliyoruz.
Güneşli, ılık bir hava, ters gitmeyen iş günleri,
trafik sıkıntısız yolculuklar,
kalp arısız gerçekler…
Küçük mutluluklar.
Ruhumuzu kırıntılarla besliyoruz.
eylül
Hayata dair...
Sevinçlere olta atıp bekliyoruz.
Güneşli, ılık bir hava, ters gitmeyen iş günleri,
trafik sıkıntısız yolculuklar,
kalp arısız gerçekler…
Küçük mutluluklar.
Ruhumuzu kırıntılarla besliyoruz.
eylül
Kış uykusundan uyanıyor doğa, sancılı. Seyrediyorum. İliklerime işleyen soğuğun kış güneşinde erimesinin tadına varıyorum. Nefesini hissetmek, güzel. Tüm olumsuzlukların bir mevsime yenik düşmesi, umutların yeşillenmesi, yeni-zaman durdurulmaz olsa da- yepyeni bir başlangıç. Aynı şarkıyı tekrarlamak değil, farklı besteyi notalara dökmenin vakti. Bilinmeze meydan okumak ya da teslimiyet değil, kavuşmak. Sonsuzluğu anlatır bahar mevsimi…
Uyanmak. Bu denli duygusal olmamın sebebi olmalı.
eylül
Yozlaşma kök saldı. Salacak, salıyor, saldı, salmış aralıkları. Oradaydım ve hala buradayım. Üzgün müyüm? Muhtemelen çok. Kızgın? Öyle olsam ne değişirdi? Umursuyor olmasam üzülmem. Değil mi?..
Üzgünüm çünkü bu bir yıkım oyunu. Maskelenmiş, hatta makyajlanmış, sinsice tasarlanmış. Sonuçları sebeplerinden doğacak olan bir oyun.
Söyleyip, yazdıklarım. Laf kalabalığı gibi göründüğüne neredeyse eminim. Ben veya sıradan herhangi birimizin söyledikleri kayda alınır mı? Komplo teorisi, safsata, akıl almaz… falan, filan. Böylesi ifadeler gidişat herneyse, kolaylaştırır.
Hayat, tezatlar örgüsünden mi ibaret? Ciddi olarak düşündüm. Yanılmadığıma da emin olmak üzereyim, bunca yıl düşünüp, böyle bir kafayı taşımanın ödülü olmalı.
Dünya gezegeni hepimizin ortak yaşama alanı, ev. İnsanın insan yasaları ile barınır olduğu ev. Acı gerçek. Sınırlar, insan elinin çizdikleri. Düşman mıyız birbirimize?!.. Rekabet farklı, iştah geniş, fırsatlar sınırlı, siyaset … ölümcül.
eylül
Kafamın içi arı kovanı gibi. Düşüncelerimi kaydedebilmek isterdim. Kelimeler, cümleler, oluk oluk paragraflar akarken bir kaydı başlat düğmesi olmalıydı, değil mi?..
Küçük, sessiz bir isyan çıkmazında kalmış gibiyim. Yanıldım belki, yine de kırılganım, yaralarımı kaşıyorum.
Farkındayım. Olan bitenin, basit gerçeklerin, kaçınılmazın.
Korku değil, hüzün çökmüş ruhuma, dayanılmaz ağır, taşımakta zorlanıyorum. Hayır, korku değil.
Anlamak, anlaşılmak değil. Işığını kaybetmek belki.
Aklımdan geçenleri seslendirebilsem, yine de eksik kalır ifadeler. Barışmalıyım.
eylül
Uçurumun kenarında derin uyku gibidir kış mevsimi. Öyle tutkulu ki, buza hapseder güzeli, çirkini… Bembeyaz ölümlerin mevsimi. Kar taneleri dansı özlenir, fırtınaları korkutur. Kaçışı olmaz, vaktinin öncesi veya sonrasında illa gelir. Öyle sıkı sarılır ki, canlı ne var ise, donakalır. Kucağında kim kaldı ise uykunun en sonsuzunda kaybolur.
Sevmedim, sevemedim kış mevsimini. Okul yolunda kar beyazlığı ne kadar eğlenceli olsa da eve dönüşümde parmaklarımın sızısını unutmadım. Kızakların süratinde her ne kadar eğlendiysem de, sevemedim kış mevsimini. Belki sorun bende.
eylül
Kadınlar günü kutlanıyor, coşku ile, sitem ve umutsuzluk ve… öylesine… Her yılın bir günü ayrılmış. Kadının onlarca sıfatı olur, duyguların farklı çeşitleri. Kadın sevgili, anne… ve sorun olur.
Yalnızız yine de…