Geçen günler bir gönderibaşlığına takıldım, “simülasyonun içindeyiz” .
Üstünde durmadım oysa gülümsetti, istemesem de düşündürdü.Doğuyor, yaşıyor, ölüyoruz. Oyuncuların değişimiyle süregelen bir döngünün içindeyiz.Olanaklar, lokasyon, ırkımızı seçme hakkımız olmadan doğuyoruz.
Koşullar kulvarımız olup sınırlarımız elverdiğince ‘yaşıyoruz’. Yetinip şükretmek yahut isyanlarda kavrulma özgürlüğümüz olur. Acaba, bir simülasyonun içinde miyiz?..
Hiç oralara girmeyelim, canımızı üzmeyelim derim. Mesele insanın insana ettiği.
Bir zamanlar hoşuma gitmeyen bir söyleşiden kapıyı çarparak çıkmıştım.Psikolojitemalıseminer.Neden mi?Yüzleşmekten, bilmediklerinibiliyoruz diyenlerden usandım.Mantık desen: yok. Bilgi hiç yüklenmemiş. Çözümleme yetisi, “o da neymiş? “ modundalar.Geriye kalan… güdümlü çirkinlik.
Oysa gezegende güzeliz, doğanın mevsimleri var, nefeslendiğimiz…
Şükredeceklerimiz var, ne yazık istismar edilesi. Yetinmek zorunda bırakıldıklarımız olsa da ilahi adalete inancımız var. Yaşam sevincimiz -yok edilene kadar-var.
Etrafıma bakıp çirkinliği, solup giden suretler, hayatlar görüyorum. Muhteşem doğanın isyanı gibi gelir fırtınalar, deniz ürkütücü dalgalanır, gökyüzü yeryüzüne kapaklanacak gibi olur… Güzel, iyi, adil, akil ne varsa korku kuşağında hapsedilmiş gibi. Aklını yitirmiş boş gezenlerin diyarında hapsolmuş gibi.
Oysa gezegen herkese yeter. Oysa hayat güzel…
Hayat çok güzel. Aşk, hayaller, düş kırıkları, kavuşmalar var.
Aklın yetmediği yerlerde mucizeler var. Umut var. Çok da özel, hikaye yazdıran trajediler var. Yani, hayat hep var. Kim hangi hırsıyla karamsarlığı yağdırsa da gün doğumu hep var. Rağmen.
Bu yüzden umudum saklı kalır bende, sahibi benim çünkü.
“Nasıl bir hayat bu” diye her gün sorgulamanın yorgunluğu.Daha da yorgun eder. Karamsarlık demem, isyan ötesi bir durum. Hani karşında duran, dost dediğin, yalan söyler de suskun kaldığın anlar olur ya, işte öyle bir şey.Hazmedemezsin.Düşünür, düşünür durursun. Bir sonu yok, farkına varır ya da bir kaç kez daha oyuna gelirsin.Bu gibi bir ihtimal bile beni gerer. “Bu nasıl bir hayat”ın içine iyice gömülürsün.Olmaz olsun! Sosyal medyaya baksan, bakmasan ne olur. Merak edersin gündemi, vatan başlıklıolan biteni.
Çok yıllar öncesine götürür beni. Mayısın ilk günleri, kış ve bahar buluşması.Soğuk mu sıcak mı, kafa karışıklığı. Hıdırellez.Hikayesini kimi bilir, kimi bilmez, hadi geçelim burayı. Başyapıt bahar, hediyesiumut.
Şehir çocuğu olarak doğdum, hani şu ekmeğin ağaçta yetişir diye sananlardan.
Elbette kısa süren bir ahmaklık. Buradan çıkıp ilerleyelim. Nasılsa çocukluğumun bir kaç Hıdrellezi oldu.
Büyükbabam ve anneannemin evine misafir olduğum zamanlardı. Geçmişte kalan…
Hüzünlü anıları da geçelim. Evin karşısındaki meydan gelir aklıma, çeşmenin yanı ulu salkım söğüt. Sabahın en uykulu saatinde yaşlı dallarına tutunmuş salıncak kurulur, bir de oraya oturtulmuş ben. Mayısın ilk günlerinden gözyaşlarıma karışan gülümseme kaldı.