Günebakan
Gramofon
Hayata dair...
Bu Blogda Ara
6 Ekim 2026 Salı
Hepimiz oradaydık
5 Ekim 2026 Pazartesi
Fare günlüğü
Fareden haber yok, ava devam.
Av dediğin aralıklarla tuzakları kontrol etmek, köşe bucağı gözlemlemek.
Sıkıntılı iş. Of, ki ne of…
2 Ekim 2026 Cuma
Fare günlükleri
Mutfak adası üstündeki ekmek sepetinde şeffaf folyoya sarılmış ekmek kenarı suç unsuru olmuş. Folyo kemirilip ekmeğin içine ulaşılmış…
Açıkçası evi farenin basacağı aklımızın ucundan geçmezdi. Olanlar olmuş.
İkinci ve üçüncü gün; önlemler alındı, sonuç yok.
Temizliğin sonu gelmez, iki gözümüz her köşede. İhtimaller gecenin karanlığında hesap edilir olur. Bu sabah da “kurtulduk” müjdesiyle sevinmek için uyanır uyanmaz sabırsızlanıyoruz.
An gelir, itiraf etmek lazım, mickey mouse ile ortaklığı bile kabul etmeyi düşünüyoruz. Anlık bir şey.
Sonra, “hadi be” diye tekrar temizliğe başlıyoruz.
Sıkıntılı durum. Fare peşindeyiz.
eylül
23 Eylül 2026 Çarşamba
Kıyısız deniz
İnsan hâli
Sınırları ihlal etmek nedir, herkesçe bilinmesi gereken bir hal. Sabırların tükendiği anın farkında olunması gerektiği gibi. Anlamaya çalışıyorum, anlıyorum lakin öyle bir kördüğümü çözebileceğimi sanmıyorum... Öyle bir istek de kalmıyor geriye...
Ve hayat budur, diye yineliyorum içimden. İlk Çağlar'dan Fransız devrimine kadar; Sezar'dan Napolyon'a, Rus ihtilalinden Perestroikaya, Hitler'den Stalin'e, Osmanlı'dan İstiklal'e ...
Kabullenmiyorum, kabullenmek istemiyorum. Atatürk bir mucizeyken, bir ışıkken, bir Vatan Aşk'ı iken şu halleri aklım almaz oldu.
Ne taraf ne de ideoloji savunucusuyum. Mütevazi, görünmez, kendi halinde dünya insanıyım. Sorun şu ki, ne sağır ne de körüm. Yüreğimin, benliğimin, özümün, ülkemin ve olan herşeyin farkındayım.
Bazılarımız benzetmeleri kabul edemeyiz; aklımızın alıştırması böyle, yapacak bir şey yok. Bazılarımız ise kendimizi ancak bu şekilde ifade edebilmişiz, yine yapılacak bir şey yok.
Her sabah yarı uykulu halimden çıkmadan gözlerimi dünyanın bu haline kapatıp içimdeki dünyaya açıyorum; herkesin görünmeyen yaşam sahası içinde özgürce var oluşunu seyrediyorum, sınır ihlalleri olmadan, kitabımızca, dinimizce olduğu gibi. Nefesim daralıyor bu hayata uyanmaktan...
Her günün akşamı kendime soruyorum; nedir bu insanlığın hâli diye?..
Eğer Allah hepimizin birbirimizden farklı olmamasını isteseydi öyle yaratılmış olurduk. Eğer hepimizin tek bir fikirde, tek bir anlayışta olmamızı isteseydi ne özgür irademiz ne de aklımız olurdu , koyun olurduk...
Şu yaşlı gezegende nefes alan, düşünen, İnsan denen varlıklar üzerinde oynanan oyunların sonu gelmeyecek mi diye defalarca sordum kendime.
Her birimizin sınırlarının ihlal edilişinin sonu gelmeyecek mi?.. Fikirlerin baskısı , algıların esareti, sınıflandırılmanın, köleleştirilmenin olmadığı bir dünya bir hayal mi?..
Soruyorum kendime; hayvanın önüne atılır gibi lütfedilen hakların kimsenin gücüne gitmiyor mu, diye... Eğitimin bile ( ki her seçim zamanı "eğitim herkesin hakkı" diye söylevlerden geçilmez) cüzdan ağırlığı ile taksim edilmesi, kader kurbanlığın giydirilmesi, hareket sınırları belirlenmesi, yaşam biçimi dikte edilmesi nasıl izah edilebilir?..
Bırakın akıllı olayım; sorumluluklarımın farkına varayım.
Bırakın çalışayım, başkasının sırtından geçinmeyi hazmetmeyeyim.
Bırakın itilip kakılan, küçük görülen, imkansız ve trajik diye sufle edilen, sınıfları tanımayan Aşk ile var olayım.
İçinizde hapsettiğiniz, utanıp karaladığınız yüreğinizin tertemiz duygularını katletmeyi bırakın.
Değil mi ki İlahi Aşk ile başladı özgürlüğümüz hangi güç onun üstünde olabilir?..
Bırakın emretmeyi, insan olmayı deneyin...
Rüzgar şiddetli estiğinde ağaç eğilir, lakin orman büyüktür... Bırakın var olayım...
eylül
28 Ağustos 2026 Cuma
Simülasyon
Geçen günler bir gönderi başlığına takıldım, “simülasyonun içindeyiz” .
Üstünde durmadım oysa gülümsetti, istemesem de düşündürdü. Doğuyor, yaşıyor, ölüyoruz. Oyuncuların değişimiyle süregelen bir döngünün içindeyiz. Olanaklar, lokasyon, ırkımızı seçme hakkımız olmadan doğuyoruz.
Koşullar kulvarımız olup sınırlarımız elverdiğince ‘yaşıyoruz’. Yetinip şükretmek yahut isyanlarda kavrulma özgürlüğümüz olur. Acaba, bir simülasyonun içinde miyiz?..
Hiç oralara girmeyelim, canımızı üzmeyelim derim. Mesele insanın insana ettiği.
Konu uzun, yorucu, yıkıcı ve sır değil.
eylül
13 Temmuz 2026 Pazartesi
15 Haziran 2026 Pazartesi
Hayat güzel
Bir zamanlar hoşuma gitmeyen bir söyleşiden kapıyı çarparak çıkmıştım. Psikoloji temalı seminer. Neden mi? Yüzleşmekten, bilmediklerini biliyoruz diyenlerden usandım. Mantık desen: yok. Bilgi hiç yüklenmemiş. Çözümleme yetisi, “o da neymiş? “ modundalar. Geriye kalan… güdümlü çirkinlik.
Oysa gezegende güzeliz, doğanın mevsimleri var, nefeslendiğimiz…
Şükredeceklerimiz var, ne yazık istismar edilesi. Yetinmek zorunda bırakıldıklarımız olsa da ilahi adalete inancımız var. Yaşam sevincimiz -yok edilene kadar-var.
Etrafıma bakıp çirkinliği, solup giden suretler, hayatlar görüyorum. Muhteşem doğanın isyanı gibi gelir fırtınalar, deniz ürkütücü dalgalanır, gökyüzü yeryüzüne kapaklanacak gibi olur… Güzel, iyi, adil, akil ne varsa korku kuşağında hapsedilmiş gibi. Aklını yitirmiş boş gezenlerin diyarında hapsolmuş gibi.
Oysa gezegen herkese yeter. Oysa hayat güzel…
Hayat çok güzel. Aşk, hayaller, düş kırıkları, kavuşmalar var.
Aklın yetmediği yerlerde mucizeler var. Umut var. Çok da özel, hikaye yazdıran trajediler var. Yani, hayat hep var. Kim hangi hırsıyla karamsarlığı yağdırsa da gün doğumu hep var. Rağmen.
Bu yüzden umudum saklı kalır bende, sahibi benim çünkü.
eylül