Bir zamanlar hoşuma gitmeyen bir söyleşiden kapıyı çarparak çıkmıştım. Psikoloji temalı seminer. Neden mi? Yüzleşmekten, bilmediklerini biliyoruz diyenlerden usandım. Mantık desen: yok. Bilgi hiç yüklenmemiş. Çözümleme yetisi, “o da neymiş? “ modundalar. Geriye kalan… güdümlü çirkinlik.
Oysa gezegende güzeliz, doğanın mevsimleri var, nefeslendiğimiz…
Şükredeceklerimiz var, ne yazık istismar edilesi. Yetinmek zorunda bırakıldıklarımız olsa da ilahi adalete inancımız var. Yaşam sevincimiz -yok edilene kadar-var.
Etrafıma bakıp çirkinliği, solup giden suretler, hayatlar görüyorum. Muhteşem doğanın isyanı gibi gelir fırtınalar, deniz ürkütücü dalgalanır, gökyüzü yeryüzüne kapaklanacak gibi olur… Güzel, iyi, adil, akil ne varsa korku kuşağında hapsedilmiş gibi. Aklını yitirmiş boş gezenlerin diyarında hapsolmuş gibi.
Oysa gezegen herkese yeter. Oysa hayat güzel…
Hayat çok güzel. Aşk, hayaller, düş kırıkları, kavuşmalar var.
Aklın yetmediği yerlerde mucizeler var. Umut var. Çok da özel, hikaye yazdıran trajediler var. Yani, hayat hep var. Kim hangi hırsıyla karamsarlığı yağdırsa da gün doğumu hep var. Rağmen.
Bu yüzden umudum saklı kalır bende, sahibi benim çünkü.
eylül
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder