Bu Blogda Ara

taranmamış düşüncelerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taranmamış düşüncelerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2026 Pazartesi

Hayat güzel

     Bir zamanlar hoşuma gitmeyen bir söyleşiden kapıyı çarparak çıkmıştım. Psikoloji  temalı  seminer.  Neden mi?  Yüzleşmekten, bilmediklerini  biliyoruz diyenlerden usandım.  Mantık desen: yok. Bilgi hiç yüklenmemiş. Çözümleme yetisi, “o da neymiş? “ modundalar.  Geriye kalan… güdümlü çirkinlik. 

      Oysa gezegende güzeliz, doğanın mevsimleri var, nefeslendiğimiz… 

Şükredeceklerimiz var, ne yazık istismar edilesi. Yetinmek zorunda bırakıldıklarımız olsa da ilahi adalete inancımız var.  Yaşam sevincimiz -yok edilene kadar-var. 

Etrafıma bakıp  çirkinliği, solup giden suretler, hayatlar görüyorum.  Muhteşem doğanın isyanı gibi gelir fırtınalar, deniz ürkütücü dalgalanır, gökyüzü  yeryüzüne kapaklanacak gibi olur…  Güzel, iyi, adil, akil ne varsa  korku kuşağında hapsedilmiş gibi.  Aklını yitirmiş boş gezenlerin diyarında  hapsolmuş gibi.  

Oysa gezegen herkese yeter. Oysa hayat güzel…  


   Hayat çok güzel. Aşk, hayaller, düş kırıkları, kavuşmalar var. 

Aklın yetmediği yerlerde mucizeler var.   Umut var.  Çok da özel,  hikaye yazdıran  trajediler var. Yani, hayat hep var. Kim hangi hırsıyla karamsarlığı yağdırsa da gün doğumu hep var.  Rağmen. 

Bu yüzden umudum saklı kalır bende, sahibi benim çünkü. 


eylül




31 Mayıs 2026 Pazar

Ne yapsam, ne etsem

 Eğitim diye söylendim, yazdım durdum, oradayım hala. Küskünüm. Şuna, buna, hayata değil, olana bitene, yaşananlara sırtımı döndüm. Güya.  Kulağım, gözüm, zihnim, aklım… umutta.  

Şaşkınım, olmamam gerek. Üzgünüm, beyhude. Öfkeliyim, çaresizliğe…   Aklım, hayalim umutta.

Cehaletin virüs misali yayılmasına mı, korku umursamazlığına mı yansam?  Utanmaz, merhametsiz, mantıksız kibre mi küfür etsem?..  Ne yapsam, ne etsem de  haklı öfkeme yenilmesem… 


eylül 




12 Mayıs 2026 Salı

Kendimi gündeme kaptırdım

İstediğimden değil 

 “Nasıl bir hayat bu” diye her gün sorgulamanın yorgunluğu.  Daha da yorgun eder. Karamsarlık demem, isyan ötesi bir durum. Hani karşında duran, dost dediğin, yalan söyler de suskun kaldığın anlar olur ya, işte öyle bir şey.  Hazmedemezsin.  Düşünür, düşünür durursun. Bir sonu yok, farkına varır ya da bir kaç kez daha oyuna gelirsin.   Bu gibi bir ihtimal bile beni gerer. “Bu nasıl bir hayat”ın içine iyice gömülürsün.  Olmaz olsun! Sosyal medyaya baksan, bakmasan ne olur. Merak edersin gündemi, vatan başlıklı   olan biteni. 

E, nedir olan? Hüsran… 

Hadi bakalım… 


eylül 

5 Mayıs 2026 Salı

Hıdrellez


      Çok yıllar öncesine götürür beni.  Mayısın ilk günleri, kış ve bahar buluşması. Soğuk mu sıcak mı, kafa karışıklığı. Hıdırellez. Hikayesini kimi bilir, kimi bilmez, hadi geçelim burayı. Başyapıt bahar, hediyesi  umut.

Şehir çocuğu olarak doğdum, hani şu ekmeğin ağaçta yetişir diye sananlardan. 

Elbette kısa süren bir ahmaklık.  Buradan çıkıp ilerleyelim. Nasılsa çocukluğumun bir kaç Hıdrellezi oldu.  

Büyükbabam ve anneannemin evine misafir olduğum zamanlardı. Geçmişte kalan…

Hüzünlü anıları da geçelim.  Evin karşısındaki meydan gelir aklıma, çeşmenin yanı ulu salkım söğüt.  Sabahın en uykulu saatinde yaşlı dallarına tutunmuş salıncak kurulur, bir de oraya oturtulmuş ben.  Mayısın ilk günlerinden gözyaşlarıma karışan gülümseme  kaldı. 


eylül






27 Nisan 2026 Pazartesi

Küçük şeyler

 Sevinçlere olta atıp bekliyoruz.

Güneşli, ılık bir hava, ters gitmeyen iş günleri, 

trafik sıkıntısız yolculuklar,

kalp arısız  gerçekler… 

Küçük mutluluklar. 

Ruhumuzu kırıntılarla besliyoruz. 


eylül




14 Nisan 2026 Salı

Uyanmak

      

    Kış uykusundan uyanıyor doğa, sancılı.  Seyrediyorum.  İliklerime işleyen soğuğun  kış güneşinde erimesinin tadına varıyorum.  Nefesini hissetmek,  güzel. Tüm olumsuzlukların bir mevsime yenik düşmesi, umutların yeşillenmesi, yeni-zaman durdurulmaz olsa da- yepyeni bir başlangıç.  Aynı şarkıyı tekrarlamak değil, farklı besteyi notalara dökmenin vakti. Bilinmeze meydan okumak ya da teslimiyet değil, kavuşmak. Sonsuzluğu anlatır  bahar mevsimi… 

     Uyanmak. Bu denli duygusal olmamın sebebi olmalı. 


eylül








5 Nisan 2026 Pazar

İnsan

 Yozlaşma kök saldı.  Salacak, salıyor, saldı, salmış  aralıkları. Oradaydım ve hala buradayım.  Üzgün müyüm? Muhtemelen çok.  Kızgın? Öyle olsam ne değişirdi?  Umursuyor olmasam üzülmem.  Değil mi?..

Üzgünüm çünkü bu bir yıkım oyunu. Maskelenmiş, hatta makyajlanmış, sinsice tasarlanmış. Sonuçları sebeplerinden doğacak olan bir oyun.  

      Söyleyip, yazdıklarım. Laf kalabalığı gibi göründüğüne neredeyse eminim. Ben veya sıradan herhangi birimizin söyledikleri kayda alınır mı? Komplo teorisi, safsata, akıl almaz… falan, filan.  Böylesi ifadeler gidişat herneyse, kolaylaştırır. 

Hayat, tezatlar örgüsünden mi ibaret?  Ciddi olarak düşündüm. Yanılmadığıma da emin olmak üzereyim, bunca yıl düşünüp, böyle bir kafayı taşımanın ödülü olmalı. 

      Dünya gezegeni hepimizin ortak yaşama alanı, ev.  İnsanın insan yasaları ile barınır olduğu ev.  Acı gerçek.  Sınırlar,  insan elinin çizdikleri. Düşman mıyız birbirimize?!..  Rekabet farklı, iştah geniş, fırsatlar sınırlı, siyaset … ölümcül. 


eylül 




29 Mart 2026 Pazar

Işık


     Kafamın içi arı kovanı gibi. Düşüncelerimi kaydedebilmek  isterdim. Kelimeler, cümleler, oluk oluk paragraflar akarken bir kaydı başlat düğmesi olmalıydı, değil mi?..   

Küçük, sessiz bir isyan çıkmazında kalmış gibiyim. Yanıldım belki, yine de kırılganım, yaralarımı kaşıyorum.

Farkındayım. Olan bitenin, basit gerçeklerin, kaçınılmazın. 

Korku değil, hüzün çökmüş ruhuma, dayanılmaz ağır, taşımakta zorlanıyorum. Hayır, korku değil. 

Anlamak, anlaşılmak değil.  Işığını kaybetmek belki. 

Aklımdan geçenleri seslendirebilsem, yine de eksik kalır ifadeler.  Barışmalıyım. 


eylül 





22 Mart 2026 Pazar

Usulca uyanırken

 Uçurumun kenarında derin uyku gibidir kış mevsimi. Öyle tutkulu ki, buza hapseder güzeli, çirkini… Bembeyaz ölümlerin mevsimi. Kar taneleri  dansı özlenir, fırtınaları korkutur. Kaçışı olmaz, vaktinin öncesi veya sonrasında illa gelir.  Öyle sıkı sarılır ki, canlı ne var ise, donakalır.  Kucağında kim kaldı ise uykunun en sonsuzunda kaybolur. 

   Sevmedim, sevemedim kış mevsimini. Okul yolunda kar beyazlığı  ne kadar eğlenceli  olsa  da eve dönüşümde  parmaklarımın sızısını unutmadım. Kızakların süratinde her ne kadar eğlendiysem de, sevemedim kış mevsimini. Belki sorun bende. 


eylül




24 Şubat 2026 Salı

Hayat ?!


      Hayat hakında her ne kadar konuşsak boş. Herkesin farklı fikri var, ortada buluşmak zor.  İsterdim ki bu kadar zorlamasa, seçenekleri dayatmasa, bir es verse dilerdim. İstediğini  alamayanların  durumu ne?

     Oysa, çok da seçici değiliz.  Az huzur, çokça Aşk yeter hayatı devirip gitmeye… 

Hayat siyasetten değil,  insanca yaşamak için çabalamaktan ibaret, deneyimlenmiştir…

      Sevdik mi milliyetsiz, sınırsız olur.  Siyasetsiz, hesapsız, yürekten olur.


eylül




1 Şubat 2026 Pazar

Kaybetmek

 Vefa diye tek semt kalmış. Anlaşılan, değerlere tek tek kıyılmış. Derinden, sinsice, kör, yalan, işlenmiş sebepsiz  intikam ile kıyıma gidilmiş. Vahşice, hesapsız ve … kitapsız. 

Öğreniyor insan, eğer anlamanın basamağına ulaşırsa.  Anlıyor insan, eğer gönül gözüyle bakabilirse.


    Laftan ibaret diyenlerin dünyası, yıkım. Çok sesli haykırışların senfonisine sessiz kalanlardır. Duyanların sağır olduğu zamanın parodisi olur hayat. Kıyamet diye tükürüklü söylemlerin peşine takılanların nefeslerini emanet edişleri kıyamet… 


   Anlaşılır dilde konuşsak da birbirimizi anlamaya yetmez.  Yürek gerek, akla, mantığa eşlik edecek. 


eylül 







16 Ocak 2026 Cuma

Sadece


Görüyoruz, duyuyoruz,

bakıyoruz, dinliyoruz.  

Bazen üzülüp, bazen şaşırıyoruz. 


Sevinçler  saklanmış, 


Sessizlik yerleşmiş.


Sadece umutlar kalmış. 


Masmavi, kıpkırmızı, yemyeşil…


Uzun sözün kısası, velhasıl, 


Hayallere  tutunup,  yaşıyoruz. 


eylül


24 Kasım 2025 Pazartesi

Öğretmen

 Öğretenleri onurlandırma günü bugün. Her yıl bu tarihte içim bir garip olur.  Sevinç ile hüzün arasında kalmış bir gülümseme kalır yüzümde.  Engel olamam, hislerimi yok sayamam, en azından gün bitene… 

Hiç unutmam, ilkokul ikinci sınıftaydım ve şehir değiştirme sebebiyle okul, öğretmen yeni. Çalışan anne, yeni ortam, yeni sıra arkadaşı filan.  Öyle bir zaman ve Öğetmenler Günü.  Annemin telaşını unutamam,  sabah itina ile paketlediği bir kutu çikolatayı çantama koyup, elime de bahçenin çiçeklerinden bir buket tutuşturmuştu. Dediği de : “ öğretmenine teşekkür edip verirsin”… Söylediklerini yaptım elbette. Çiçekleri ve paketi uzatıp teşekkür ettim. Öğretmenim buketi alıp gülümsedi, paketi görünce… “ hediye alamam” deyince… Unutmadım sebepsiz ve gereksiz utancımı. Öyle işte.

Yıllar sonra öğretmenlik mesleğini deneyimledim.  Görüşüm ve anlayışım berraklaştı. 

Ne güzel bir duygudur bu, öğretmek, kollamak, büyütmek. Hakkıyla, doğruyla, kendinden vererek, ışığını tüketerek aydınlatmak. 

Bugün Öğretmenler Günü. Hakkını yüreği ile verenlerin. 

eylül 

Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ‘e ithafen





21 Ekim 2025 Salı

Sorun değil…

Sen hep gülümse

Üzgün olabilir,  ya da biraz öfkelisin. Canın yanmış, kalbin kırılmış belki.

Solgun, sessiz günlerin, rüyalarına  dadanmış kabusların  olabilir.

Bir yarın hayatta diğeri nefesini tutmuş;  sesler, yüzler, kelimeler uzaklaştıkça, kaybolmuş gibisin . Korkmuş mu, yalnız mı kalmışsın,  ağlıyor musun yoksa?

Vazgeçme, ne olur, kendinle kal, çık karanlığından, bir tek adım yeter, 

ruhun aydınlanınca  gülümsemeyi hatırlarsın.  

GÜLÜMSE.


eylül 



 

26 Eylül 2025 Cuma

Var olmak

 Nefes alamamak nasıldır bilir misiniz?  Hıçkırıklarla boğulduğunuzu hayal edin. O an çaresizliğiniz ile yüzleşirsiniz.  İlahi komedya yazılmış, içindesiniz, öylesine çıkmak  mümkün değil. 

Yaşamanın tarifi budur diyenlere karşı çıksanız da gerçeği inkar edemezseniz.  Sizi oyalayacak çok şey var, ya kapılıp sürüye  kapılırsınız  ya da içinize kapanıp küçük küçük yok olursunuz. 

Yok olmak derken?.. 

Gücünüzün farkına varmanıza bağlı. 

Yüreğiniz ile var olmak gücünüzdür. 


eylül









eylül


18 Eylül 2025 Perşembe

Ne diyeyim…

Gündemin etkisinde herkes, ister istemez. Nerede o huzurlu zamanlar, sadece kendine dair sıkıntılarda boğulmak. Nerede o nezaket ile seslendirilen selamlaşmalar, saygı mesafelerin asaleti nerede. Geçmiş ile ilişkilendirilmemek adına: nerede insanlık?  Ah…

Öyle bir dönem ki göz göze gelmek, itiraz etmek suç.  Öyle bir dönem ki din, mezhep sorulur olmuş, insan olmak yetmemiş. Öyle bir zaman ki ehil olan  cahilin kölesi edilmiş.  Sağa dönsen, sola dönsen, düz gitsen varlığına küfür. 

Kaçıp gidesin gelir… 

19 Temmuz 2025 Cumartesi

Yıllanmış bir masal

 


İnsan ne ister?.. Uçuk hayalleri, dilekleri, büyük küçük beklentileri var.  Bu olgu medeniyete, edebe, eğitime, kişiliğe göre değişkenlik gösterir.  İnsanın doğduğu aile, yer ve olanaklar  belirleyici olsa da kader değil.  

Klişe lafların akıntısına kapılmak üzereyim. Artı eksi kutuplardan bahsedip, iyiyi ve kötüyü tarifleme yolundan dönmeliyim.   Ne yazsam, ne haykırsam zaten yaşanılan, bilinen.  Benimkisi küçük çaplı bir isyan.  İnsan  çaresizliğimle, zamanın kelimeleri uçurup ruhumun içinden geçip  isimsiz, önemsiz isyanımı bastırdığına başkaldırdım.  Neyime… 

Olsun, iyiyim.  Aşk ile nefesleniyorum mevsimleri. Denizin tuzu dudaklarıma, tenime soğuk dokunuşu var ya, yaşıyorum. Hayat uzunmuş, kısaymış… hepsi yıllanmış bir masal.  Biz hala çocuğuz… 


eylül 


18 Haziran 2025 Çarşamba

Paylaşılamayan İstanbul

 Ah, İstanbul, 

Ah, İstanbul... Ben senden kaçıp gitsem de kalacaksın içimde... Öyle bir kalacaksın ki, sana dair ne varsa İstanbul, acıta acıta üstüme gelecek... Sana dair ne varsa, dudağımın kenarında unutulmuş bir mutlu gülümseme olacak... Bir kere kapıldım ya sihrine, zehir içirsen  şerbet diye yutkunurum... Sokaklarını, kendini gizleyen güzel kuytularını, arsız gecelerini, masum sabahlarını, sensiz gündüzlerini sevdim be İstanbul! Sabrını, suskunluğunu sevdim. Gecenin en sessiz vaktinde yaralarına bakıp içini çekmeni... Asaletini sevdim; karanlık çıkmazlarda kanarsın da çığlıklarını kimseye duyurmazsın... Yokuşlarını sevdim, eski taş merdivenlerini. Her bir basamağa oturduğumda üstünden gelip geçenlerin hikayelerini anlatmanı sevdim... Binbir yüzünü sevdim, seslerini, ışıklarını... Sokak köpeklerinin nemli gözlerinde anlamsız hüznü görmeyi öğrettin bana... Kaybolmayı öğrettin. Kendimi bulduğum için şükretmeyi...

İstanbul... Herkesin ve kimsenin şehri... Kadın olduğunu düşünmüşümdür; sıcak, sımsıcak bir kadın... Alev alev saçların, yemyeşil gözlerin var diye düşündüm. Şuh kahkahalarının ardında aslını gizlediğini... Upuzun eteklerini savurduğunu kıyıdan kıyıya, beyaz gerdanında mavi boncuklar dizili. Atlıkarıncanın üstündeki kadına benzetirdim seni... Lunapark güzeli... 
Deniz kızına benzetirdim Seni; aşık olup kıyıda kalmayı seçmiş deniz kızı... Martıların haykırışlarıyla yırtılır hasret gömleğin, her an... Dalgaların her biri derinlerden Sana bir çağrı... Yüreğin kıyıda... 
Çocukluğu olmayan yaşlı bir adam olduğunu düşündüm... Düşlerinde oyuncaklarını bekleyen... Yaşlı ama yaşlanmamış, yüreği çocuk bir adam... Gözlerinde durmuş iki damla yaş, yüzünün her karesinde bir sır... Her kırışığında çıkmaya hazır masum sevinçler gizlenmiş... Bakışları gökyüzü... Balonlarını uçurmuş bir çocuğun bakışlarına benzer gökyüzün İstanbul... 

Bana Aşk' ı fısıldadın İstanbul... Aşk olmamı bekledin... Aşk oldum, gördün... Aşk ile eridim, şahit bir Sen' din İstanbul. Gecelerine sarıldım, göz yaşlarım bulaştı gecelerine... Martılarını benim için uçurdun, gökyüzü benim için maviye boyandı... Dalgaların köpüğünde alıp götürdün, kavuşturdun hayallerime... Aşk'ın içindeki sabrı fısıldadın bana... Aşk'ı doladın dilime... Aşk ile buluşturdun, ağırladın sahilinde, sabahlara kadar... Ben Aşk oldum İstanbul!.. Her şeyimi bir Sana anlattım... 
Şimdi sıra sende; gitmek mi, kalmak mı zor, söyle İstanbul?..

eylül

17Mayıs 2012/ İstanbul 



13 Haziran 2025 Cuma

Hayat Aşk olmadan çekilmez

 Hayat. İki yüzü olan  uygulama ya da herkesin istediği gibi adlandıracağı eylem.

Çok acemiyiz ve bunun ustalığı kısa, yani her hamle boş. Birbirimizi kandırdık sanırız , oysa yok öyle bir boyut, var olan sadece… son.  Kısacık  ömür. Nefes almak paralı yolda hız yapmak gibi, cezalı, öyle ya da böyle ölürüz. 

Acıları hissetmek var . Lime lime edilip ölümü tatmak.  Yapmak istediklerin havada kalır, olsun. Dokunup iyileştirmek istediğin her şey yalandan ibaret olduğunda yıkıldığın an ölümün olur… Hayat bu. 

Ya Aşk ?  Tüm bunların arasında olmasa?  Yüreğimin coşkulu atışı olmasa? Sıcaklığı, teslimiyeti olmasa?.. Hayat çekilmez. 

eylül