29 Aralık 2012 Cumartesi

İnsan Halleri

Okul çıkışı; fizik dersinde sürpriz sınavın nahoş etkisi hala üstümde, günlerden berbat olanı. Üstelik yağmur ayakkabı tabanlarını delip geçmiş sanki, sırılsıklamım ve üşüyorum, midemde huzursuz bir  gurultu. Eve giden bir sonraki otobüsün gelişine yarım saat var, cebimdeki bozukluklar  aklıma düştüğü an "amaan" diye hatırlıyorum aldığım dergiyi ve oflaya puflaya yola koyuluyorum. 
Ev şimdi sıcacıktır, annem  hazırlamıştır  giyecek ve pofuduklarımı.  Emaye ıhlamur çaydanlığı  ocakta fokurduyordur , "belki kek ya da börek yapmıştır" dişincesiyle birden hızlanıyor adımlarım. 
Sonra, evden uzakta olduğumu, yurt odasının soğuk yalnızlığına döndüğümü kabulleniyorum.  İçime işleyen kış yağmurunda eriyor gözyaşlarım,  farklı, gerçeküstü terk edilmişliği sürüklüyorum ardımda.  Böyle büyümenin canına okumak için kaçış planları kuruyorum, senaryolar bir an için canlanıyor aklımda...

Tatil hiç gelmeyecekmiş gibi, okuldan ayrılmak ise   çelişkiye düşüren durum. Bir yanın sevinçten hoplayıp zıplarken, diğer yanın ise korkudan bayılacak.  Aslında hep istediğin bu değil miydi? Bir an evvel büyüyüp kendi evine, kendi hayatına geçmek.  Kimsenin sana karışmadığı, emirler vermediği, sorumluluk yüklemediği, her istediğini yapacağın, keyfine göre yaşayacağın bir hayat.  İster erken kalkarsın, ister geç; dişlerini ister fırçalarsın, istersen onu da geçersin.  Öyle sebze yemekleriymiş, hatta yemek pişirmene de gerek yok, atıştırırsın bir şeyler, restorana, cafeye gider sandviç yersin, belki bir kadeh şarap bile içersin. O çok beğendiğin ayakkabıyı alabilirsin artık, hatta vitrinde gördüğün elbiseyi bile. Bu dünyanın canına okursun sen be!..

Okul bitti ya, büyüksün, kimseyi tanımazsın artık ya da ufaktan kör olursun, ışıldayan egon var, ne de olsa. Senden önce hiç kimse bir şeyleri başarmamış sanki, bu hayat senden önce hiç yaşanmamış sanki, alemin akıllısı sensin ya, ne de olsa... ahh.  Küçülüp görünmez olur çocukluğun, kibrinden tepeler,  dağlar yükselir sen ile onun arasında.  Beğenmezsin; ne canından can vereni, ne de kendi miladından önceki seni.

İş görüşmesi; kalbin deli gibi atıyor, öğrendiğin her şey pırr diye uçup gitti sanki.  Formu dordurmak ne kadar zormuş meğer, parmakların senin değilmiş gibi, ellerin tir tir titremekte.  "Hele bir onaylansın bu başvuru, kurdu olurum bu işin" diye bilenirsin içinde.  Olmazsa da bir müddet
küçük görürsün bu yeri, senin gibi bir değeri bilemediler diye...

Evin var, kiralık ama olsun, hiç olmazsa sana yakışan, seçkin bir semtte.  Ne o, kenar mahallede oturmak  yakışır mı insana, herkes ne der, ne düşünür hakkında?..  Henüz iş bulamasan da ordan burdan, o beğenmediğin ailenden bile üç-beş ile idare etmektesin, uzun sürmez, nasılsa Tek'sin...  Yine acıkırsın, simit  peynir yersin,  devleşen hırsın ile aç bile yatarsın, olsun, bunun günleri sayılıdır.  İnşallah, öyledir...
Olmuyor; kira bu ay da gecikti ve ev sahibi her sabah çıkışını gözlüyor.  Bu hafta mutlaka iş bulmalı,
mutlaka!..  Belki de bir kaç gün arkadaşında kalsan iyidir.

Bu böyle uzar...
Aylar, yıllar, insanlar, hayatlar, hayat. İnsanı öyle hallere sokar ki yaşamak, anlatılsa da bir, anlatılmasa da. Değişen bir şey olmaz; herkes için farklı olur diye düşünülse de hayat, illa ki herkesçe yaşanılacaklar da  var...

eylül




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder