1 Aralık 2013 Pazar

Ah, Türkiyem...


Hiç hoşuma gitmeyen- seçim süreci diye adlandırılan- dalkavuk oyunları başlamış oldu. Malüm zatlar
tarafından açılışı yapılırken ben boy pos gösterilerini tv kanallarını zaplayarak, haberlerini es geçerek "ya  sabır" modundayım.  Hadi bakalım, hayırlı olsun sinir harbim. Yapacak bir şey yok, katlanmaktan başka. Kulaklarını tıkıyor insan, kendinde kalıyor kalmasına da lakin illa ki  "hadi oradan" dedirten densizlik,  pişkinlik, çirkinlik ilişiyor  gözüne, işte öyle anlar çekilmez, akıl almaz.
Bir laf vardır: "ağzı olan konuşur" diye, keşke aklı olan konuşsaymış diyesim geldi.  Ne soy, ne ırk, ne ata, ne tarih, kurcalanmadık, tükürülmedik, çamura bulanmadık değer kalmadı, ne yazık. Ağzı olan saçmaladı, yalan yaptı, inkar, iftira etti ve haykırdı, lanetlendi, sustu, susturuldu. 

Nasıl bir sidik yarışıdır, nasıl bir özünü inkardır bu, mantığımın kabul etmediği. Nasıl bir hırs, kin ve
kendini bilmezlik?..  Pislik çukuruna çevirdikleri siyasetin içinde olanların satılmış ruhlarına acımaktan başka bir şey gelmiyor içimden.   Haftalardır, aylardır huzur bozan güç ve iktidar savaşlarının oyuncularından şikayetçiyim desem hangi  mahkeme bakar bu davaya?..  Sade vatandaş sıfatıyla hangi savcıya, avukata, yargıca teslim edebilirim mağduriyetimi?.. Öyle bir hakkım var mı? Tazmin edilecek mi acılarım, ceza alacak mı soyuma, aklıma,  yüreğime, hürriyetime  küfreden, yoksa  yine yanına kar mı kalacak?..  Yine mi önünde diz çökenlerin çoğunluğu ile iktidar olan Para dini kazanacak?..  Yok öyle bir mahkeme!.. 

Var öyle mahkeme; hepinizin mahküm olduğu... Sadece sıranızı bekleyin.

eylül

Varlığın Dağ Taş Ülkemde...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder