6 Ekim 2010 Çarşamba

Kış Kokusu

Sabahın serinliği kar kokusunu getirdiğinde kaçacak yer kalmaz. Nedense kışın geldiğini kabullenmek zor olmuştur her daim, en azından benim için öyle. Kısa sürer bu  tereddütlü tedirginlik, severim kar yağışını, aydınlık beyaz geceleri. Bu mevsimde üşüyorum sadece, kaçmak, kaçınmak tedirginliğim bu yüzden. Aklımdaki kış  manzarası üşümekle hiç alakalı değil oysa. Karlar altında bir şehir, bembeyaz, kalın bir halı serilmiş yeryüzüne, gökyüzü maviliğini beyazda eritmiş, sakin, huzurlu bir  İstanbul düşüm var. Ne trafik, ne arabalar, ne telaş, bembeyazlığı kirletecek hiçbir şey yok. Yürüyorum, adımlarımın ötesinde serçelerin ayak izleri, kulaklarımda  çocuk cıvıltıları, dalların başıma serptikleri kar tozu ile yürüyorum. İnsanlar sahiplendikleri asıl kışı yüzlerinden atmış, gülümseyerek selamlaşıyorlar. Ayaklarımın  altından kar ses veriyor ve üşümüyorum. Al al oluyor yanaklarım, burnumu hissetmiyorsam da, üşümüyorum. Baharın çok uzaklarda olduğunu düşünmüyorum,  eldivenlerimi evde unutsam da özlemiyorum baharı. Kış çok güzel diye dans etmek gelir içimden, sözlerini unuttuğum bir şarkıyı mırıldanır dudaklarım.  Sokaklar yüzünü saklamış gibi olurlar kış geldiğinde. Ortalıktan çekilir çirkinlikler sanki. Bir sığınma sendromu buram buram duyurur kendini...
Kış kokusu sabahın serinliğine karıştığında hazal yapraklarının vedası ile hüzünlenirim.
eylül


1 yorum: