3 Mart 2013 Pazar

Simya

Bazen tıkanır kalırsın şu hayatta, kilitlenmiş gibi, hep aynı değirmenin içinde döner durursun.  Kıpırdayamazsın, bir adım öteye gidemezsin, bunu ne kadar çok istediğin hiç önemli değil.  Sabah uyanır, akşam uyursun. Ya da  bütün gece uyku girmez gözüne,  gündüz ise  depresif uyuklamalarına bedenini  bırakırsın.  Herşey sıradan görünür sana,  basit ve değersiz.  

Öte yandan, belki herşey senin istediğin gibidir.  Belki mutlu olmak için sadece gerçekten görebilmen gerekir, oysa sen bütün bunların farkında değilsin...   Kendinden bir karış bile öteye gidebilsen, hadi birazcık da silkinsen, belki  başarırsın.  Ne kadar çok sen var bu gezegende, görebilirsin. Ne kadar çok  hikaye  var, ne kadar çok sır var, ne kadar çok ışık ve karanlık... 

Hani bazen sorarsın ya kendine: yok mu bana hayatı anlatacak birileri? Hani birikmiş sorularına cevaplar ararsın-internette, kitaplarda, şarkılarda,  filmlerde...  Bir defter olmalı dersin kendine, tüm düğümleri  çözecek reçeteler yazılıdır orada.  Birisi olmalı, bir şey olmalı sana rehberlik edecek, diye
kıvranır durursun.   Bir de çözmüşsündür yaşamayı, öğrenmişsin, biliyorsun. Bu sebeple ya bu sıradanlık, bu basitlik...

Şimdi,  içindeki eksiklikle, tat  alamadığın günlerinde boğulurken  bir çözüm onun için de olmalı diye aranır durursun. Ne uzaklara gitmek olur ilacın, ne de yüreğini duymazdan gelmek.   Kilit altında, kırpılmış hayallerinle ufalanır durursun bu eski değirmende.  Boyun büküp, sensizliğinle hayata katılırsın...  

İçin kanamalı bir hastanın bitkinliği  ile, acılar içindeyken,  yüzünü dışa dönersin.  Unutursun, benliğini  alacakaranlıkta bıraktığını unutursun,   yok olur  umutların. Un ufak oluverir  masumiyetin, cam kırıkları saplanır ruhuna, kapanırsın. Birden öylece kalakalırsın, ışıksız bıraktığın bir deniz çalkalanır içinde...

Masum düşlerin kalır geriye, onlara dokunamaz Hayat'ın eli.  Uyandığında hatırlayamazsan onları, hissedersin. Bir şeyler var, dersin, aklımın bir yerinde  takılıp kalmış, dlimin ucuna gelmeden kaybolmuş bir şeyler var.  Ateşin yakınında oturup alevlerin dansını izlerken  birden hatırlarsın o bir şeyleri... 

Satın alınmamış  sevgilerin sana dokunduğunda, senin olmayan şevkatlerle sarsıldığında, sebepsiz gülümsediğinde hatırlarsın düşlerindeki unuttuğun Sen'i...   Hatırlarsın yüreğinin sıcaklığını, hislerinin acıtan hazzını, boğazında düğümlenen duyguları, ruhun ile göz göze gelip hatırlarsın burada bulunmanın sebebini. 

Ne başarılı, ne zengin, ne güçlü, ne tek, ne benzersiz, ne rakipsiz, ne muhteşem, ne katil, ne kurban, ne tutsak, ne de hükümdar olmak için gelmediğini,  birden anlarsın. Anlarsın ve altında ezildiğin Hayat  tuzla buz olur karşında.  Reçeteler,  kitaplar,  yol gösterenler, öğretenler anlam değiştirir. Yaşamayı  öğrendiğini idrak edersin, asla Hayat'ı değil!.. 

İşte kırılma noktasını buldun, başardın, haykırırsın, duymasa da hiç kimse seni.  Hayatı çözmeden, kendini  kaybetmeden,  her nefeste kendinden yeni bir parça daha bulup her nefeste başka bir Sen ile tanışırsın.  Sihirli bir karışım içermişçesine yudumlarsın  her  an'ını,  her renge, her sese   tek tek dokunarak.

Bir bakmışsın, dinlediğin şarkının tınısında bir "hayat" değil, bir duygudur başını döndüren.   Ve bunların olması için denediğin her yolun sana ait olmadığını  anladığında, işte o vakit farkına  varmışsındır, kendinin...   Tüm bilmecelerin sen ile çözüldüğünü anlarsın...    

eylül

1 yorum:

  1. Çok ama çok beğendim, satırlarda kendimi buldum.
    Ne kadar güzel anlatmışsınız...

    YanıtlaSil