21 Kasım 2013 Perşembe

Edepsiz, Saygısız Yaşa(t)mak

Halil Cibran(Ermiş)
Elbiseler’e Dair:

 "Elbiseler güzelliğin çoğunu örten ama güzel olmayanı saklayamayandır. Kıyafetler, mahremiyet özgürlüğüdür ama aynı zamanda bir prangadır. Çünkü edep, saf olmayanların gözlerine karşı bir
kalkandır. Saf olmayan kalmadığında edep bir zihin kirlenmesinden başka bir şey değildir. Asıl elbise ‘hâyâ’dır" der kısaca.

Bir özenti gelip geçti hayalimden: Hindistan'a gitmeyi düşlemiştim. Renkler, kokular, mistik ve uzak, beni çeken bunlardı.  Mahatma Gandhi efsanesi, İndira Gandhi trajedisi, elbette ki Avare ve
Raj Kapoor, İndiana Jones,  Slumdog Millionaire ve şu an aklıma gelmeyenler. Kitaplar, makaleler ve herneyse bu ülkenin kast sistemi beni öyle bir itti ki, hevesim uçup gitti. 

Yolculuklar güzel, lakin eğer dönülecek yer aynı ise, kısacık gönül eğlencesi olarak kalırlar.  Fotoğraflar ve gün gün silinecek hatıralar kalır geriye.  Yolculuklar bir arayışsa, "hah, işte burası!"
deyip ruhunu bırakacak yeri bulma umudunuzdur. Eğer dönmek için sabırsızlanıyorsanız, aradığınızı bulmuşsunuz. Yüreğinizin durağıdır o yer veya hırslarınız, korkularınızın...
Gitmek gelirse insanın aklına hele ki  bu düşünce bir de yerleşirse, bu demek ki bir sıkıntı var o durakta.  Yolculuk meçhule de olsa hayırlı görünür o an...
Dramatik düşünceler, haller, cümleler ve psikolojinin sıfır noktasında konuçlandığı günlerde olmak nedir gördüm, insanlar sayesinde.
Bazen, insanlığımdan utandığımı düşündüm, şimdiki düşüncem ise yanlışa düştüğümdür. Başkalarının yaptıklarından neden utanayım ki?..  Bu bir seçim; ya hırslarını, doyumsuz egoyu seçersin  ya da yüreğinle yaşamayı.

Yedinci sınıftayken Atatürk'ün Sofya Askeri Ataşeliği ile ilgili bir kitap geçmişti elime, okudum.  Halkına laik gördüklerini okudukça, nadir ve yüce bir kişilik olduğunu anladım. Sınıf ayırımı
olmayan, maddi ayrıcılığa prim vermeyen bir düzenin fikirleriymiş filizlenen.  O yıllarda taşıdığı, ne komünist, ne sosyalist bir yapının, sadece sosyal demokrasi, temelinde taşıyıcı kolonları insan
hakları olan cumhuriyet  fikriymiş.  Nitekim Mustafa Kemal'in yüreğini gören Türk halkı  kanı ve canıyla bu fikre imzasını atmış oldu... 

Yıllar, yıllar sonra, içlerinde karanlıkları besleyip büyütenler kolları sıvayıp parlayan yıldızı çamura bulama gayretine giriştiler; edepsizlik ve inançsızlıkla... Kedinin erişemediği ciğere mundar
dercesine... Ahlaksızca, ahlak bekçiliğine soyunarak, hırsız ve eşkiya gibi geceyarısı baskınlarıyla gelerek, paraya taparak.
İşte böyle durumlarda insanın vatanından kaçası gelir... Tıpkı onların istediği gibi. Sahip çıkmayarak, birbirine düşürerek,  düşman ederek amaçladıkları gibi.  Parazit gibi çoğalarak zarar vermek, yiyip bitirmek istedikleri o aydınlık, insancıl Atatürk fikridir.  Edepsizce, hayasızca ve haince bir plan.

Edep, terbiye, saygı çocuk yaşta öğretilir, yani ilk eğitim kurumu ailedir. Çocuğa nerede nasıl davranacağını öğreten ilk önce ailedir. Oturup kalkmasını, çatal bıçak tutmasını, selam alıp vermesini
çocuk ailesinde öğrenir.  Sonradan öğrenilenler yapıştır kopyala kıvamında sahte davranışlar olur.  Edepsizlik ve saygısızlık virüs gibi bulaşır, yıkar, yer bitirir.  Geriye kalan sızlanmalar, ağıtlar,
lanetler. Geçmişini inkar edenler, gelişmeyi de kabul etmez, bildikleri çamurun içinde debelenip
dururlar ve kim düştüyse ayaklarının altına, acımasızca çiğnerler...

Velhasıl, Hindistan'dan geçmeden, Türkiye'ye oturtulmaya çalışılan "kast" sistemini görmek kader olmuş... İnsanlığın değil, menfaatlerin birlikteliğine prim verilir oldu.  Saygısızlığın şehitlere bile
reva görüldüğü fikirlere oy verilir oldu. Üç-beş kuruşa satılmışlık hak görülür oldu...
İnsanın insana edepsizliği kabul etmem, çirkin davranışa göz yummam, aksi halde insanlığımdan geriye ne kalırdı ki?..  Bir insan, kim olursa olsun -başını örten, örtmeyen, Atatürkçü veya
olmayan- davranışıyla açık eder kendini.  İnsanlıktan, edep, terbiye ve saygıdan nasiplenmeyen kim olursa olsun benim gözümde kocaman bir hiç, bomboş bir sıfırdır.
Kendinden feda etmeyen, kendini unutmayan kişi milyonlar adına karar verme hakkına sahip olamaz, asla!..  İnancın bayrağını taşımak için tüm "elbiselerden" arınmak gerek...  Vaatlerin, soy sop
ayrımcıların, para pulun peşinde koşanların aklından ve inancından ise sadece şüphe edilir... 
Nasıl bir dönemden geçtiği-geçirildiğimizi anlamakta güçlük çekiyorum, aklımın izanımın kabul etmediği bir durum.  İnsandan yana umudumu kaybetmemek için direnmek güç...

eylül





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder