Bu Blogda Ara

21 Mart 2019 Perşembe

"Onuncu köy" / hayattan

Türkiye'ye gelip yerleşmek hiç aklımdan geçmemişti.  Kader dedikleri bu olmalı. 
İlk zamanlar kalıcı olduğunu idraktan uzaksın. Turist kafasıyla geçer zaman. Alışma meselesi ayrı. Sürekli bir kıyas içerisindesin; insanlar, evler, sokaklar, şehir.  Markette aradığını bulamazsın, hep eski, bilinen bir tat peşindesin.   Kağıt üzerinde bildiğin türkçe bir türlü diline oturmaz.  İçindeki misafirlik hissine bir yere ait olmadığın yalnızlığı eklenir. İfade edemezsin. Anlayamazsın. Geldiğin yere dönemezsin.  İşte öyle,  isimsiz bir zaman. 

Çocukluğum kitapların arasında geçti. Sahip olmadığım kalabalık ailem oldular. 
Şansım, içlerinde hapsolmamak. Anlatacaklarını güzel tasvirlerle bırakıp  gittiler. Sevdiğin, saydığın bir dost ile buluşup sohbete dalmak ve  vakti geldiğinde gülümseyerek hoşçakal demek gibiydi.  
Doğduğum, büyüdüğüm topraklardan uzakta, kendimce sadakat ve vefa ile, onlarla tekrar buluşmak istedim.  Yanımda getirebildiklerimle yetindim bir süre. Sonra istikametim Sahaflar Çarşısı oldu.  Başlarda, yine kıyaslamalara takıldım; baskıların kalitesi, tercümenin eksikliği falan filan.  Ardından, ara verdim.  Başka olan herşeye alışana kadar.  

Bir gün, eve getirdiğim birkaç kitaptan birini okumaya başladım. İçinde  kendime dair çok şey bulduğumdan olmalı, zihnime kazındı. Buna sebeplerden biri,  kısa süreliğine de olsa öğretmenlik yapmış olduğum, şüphesiz. O kitap, Fakir Baykurt'un " Onuncu köy" ü idi.  Kah isyan, kah üzüntü gözyaşlarım ile ıslanmıştı sayfalar. Bu memlekette doğup büyümüş, havasını suyunu nefeslenip içmiş bir başkası, eminim, benim bu halime anlam vermezdi.  Veremezdi. Çünkü,  iliklerine kadar işlemiş kabullenmişlik var insanlarımızın içinde.  Buna sık sık şahit oldum. Üzüntüyle ve çaresizce.  Yıllar geçti, hala görebiliyorum. 

Kitabın özetini yazmak, yorumlamak hiçbir vakit düşüncem olmadı.  Analizleri ehil olana bırakmak lazım.  Ben, gördüğüm, anladığım, aklımın  süzgecinden geçip kalan, ruhuma dokunan ile yetinirim.  Türk edebiyatının bir çok temsilcisini okurken insana ve hayata daha da yakından bakabildim. Önyargısız, aklım ve yüreğimi susturmadan, karartmadan. Tıpkı çocukluktaki gibi, masumane ve savunmasız.  Ne siyasi ne de ticari arklara düşmeden. Şükürler olsun ki. 
"Onuncu köy" ' e gelince; başkaları adına utanç duyduğumda, İnsan olmanın anlamını her sorguladığımda aklıma düşer. Ve umudu hatırlatır: sımsıkı sarılası, her daim aydınlık, hür. 



eylül

1 yorum:

  1. 'Kitaplar sahip olamadığım kalabalık ailem oldular' ne kadar güzel bir cümle galiba bana da çok uyuyor.
    Fakir Baykurt severek okuduğum bir yazar. Tüm kitaplarını okuyamadım ama okumak istiyorum.

    YanıtlaSil