Bu başlık altında karalamalarım oldu, oldukça fazla. Yazdırır hayat, iyiyi de kötüyü de söyletir. Aslında üstünde pek de düşünmemek iyidir, lakin başaramazsın. Elinde olmaz bazen, coşkun nehir sularına kapılmışçasına insanı alıp götürür düşünceler. Sorgularsın. Akılsız bir öfke zehrini bedenine akıtır. Deprem artçısı gibi, uzun sürmese de esas sarsıntının dehşetini canlı tutar. Ya da belki, düşünmemek için, ölmek istersin.
Düşünmek, akıl başta kaldığı sürece, iyidir.
Öyle veya böyle, sonuçta insan hayatın bir yerinde var olur. O yeri beğensin, beğenmesin. Toplumun kriterlerinin belirlediği başarı veya başarısızlık ile yüzleşmesi her daim zor olur. Genetik kodlamadan dolayı bir durum. Sonuçta, insan değil misin?..
Sebeplerin vardır; yer, imkan, olanak. Zaman denen döngünün belli istasyonunu ıskalamak var. Durakta bekleyenlerin, aracın istisnai (güya) görevi, vardığın yer seçilmişler için olduğu gerçeği... Falan, filan. Aslından uzak, hayata dair bahaneler hazırda var. Düşün. Kendine acımadan düşüncelere dal.
Belki bilim alanında çığır açmadın. Ünlü olmadın. Malın mülkün dillere destan değil.
Sefil bir hayatın yolcususun belki. Olsun. İnsanlığının sefaletine düşme yeter.
Yoksa yetmez mi?..
Sen ne istersin?
An gelir, düşünmekten vazgeçenlere acımaktan alamam kendimi. Haddim mi? Değil elbette. Duygusuz, vicdansız, acının, kaybın, nefesin farkında olmamak bana cehennem gibi gelir.
eylül
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder