Gerçek.
Bir gün bir gerçekle yüzleşirsin. Basit de olsa acıttığında “bu bir gerçek” diye avunursun. Şöyle. An gelir, herkesin bildiği ile yüzleşmek zorunda kalırsın. “Ben ne de ahmağım” dediğin türden hezeyanlar. Sonra, anlamaya başladığını sandığın bir dönemeçte uyanırsın.
Saliselik bir aydınlanma ile çarpılırsın ve
Dünya zamanı için geç, sonsuzluk için sıradan diye geçiştirirsin.
Kabullenmişlik.
Boşvermişliğini yaşarken çaresizliğe sımsıkı tutunursun. “Gücüm yok” kabullenmişliğine destek verendir hayat. “Otur yerine” der gibi. Ne okul ne de öğretmenlik biter. Dişini göstere göstere korkutur gelecek, unutmak için aklını uyutursun. Sorularını çok derinlere gömersin. İtirazların sessizliğe bürünür. Nefes alırken ölürsün. Her şekilde ölürsün. Farkındasın.
Sessizlik.
Söylenmeyenlerin. Söylenemeyenin. İhtirasın, kötülüğün sessizliği. İyi niyetin, acımanın haysiyetsizliği. Utancın mührü. Ahlakın, iyiliğin, merhametin sessizliği.
Sessizlik, her türlü. Anlamlar, hayatlar farklı.
Kelimeler, cümleler, hikayeler yüklü sessizlik.
Hayat yüzünden sessiz kalmış olmanın ağırlığını taşımak ne kadar zordur, bilir misin?
Bilemezsin. Ne yazık. Öğretilmeyendir.
Ancak. Olur da Aşk ile uyanırsan… hayatını anlamdırırsın.
eylül
hayatın prangası; farkındalığıyla yaşamak bu sessizliği ne acı... Aşk ile uyandığında farkındalığın başlar; sonsuzluğun nefesi bile bu saliselik ömrün içindeki acına engel olamaz. Katlanırsın; sonsuzca Aşk için...
YanıtlaSil