16 Haziran 2018 Cumartesi

İşte, hayat bu...

İnsan, başına gelenleri kendi kaderinden bilir, başka insanların hayatına etkileri  akla düşmez...


Hayata nasıl başlanır? Şaşkın, meraklı, tüketilecek kadar çok sevgi ve sevinçle ve... sersemce.  Güneşli, aydınlık ve eğlenceli bir hayalde. Sonra, masmavi gökyüzünde bulutların olduğunu fark edersin. Daha sonra, ruhunun mevsimlerini keşfedersin.

Aşk'ı bekler yüreğin.  Hissetmeyi arzular.  Başlangıcın sebebiyle yüzleşmek ister Aşk.

Bazen, sorgularsın.  Bazen, sadece susarsın.  Hafızası olmayan uykuya verirsin kendini. Zamanı, defalarca öldürüp, pişmanlıklar biriktirirsin. Bazen, basitçe yaşarsın.
Görünmez olursun.  

Bazen, dayanılmaz olur vicdan ağrıların, dindiremez, çıkarıp atamazsın...  Çaresiz öfkeni, kötü kelimelerle haykırırsın yüreğine, bazen... Sonra, için daha çok acır. 

Bir gün,  herşey çok güzel olacak, dersin. Hesapsız bir beklentiyi zamanda saklarsın.  Çölün ortasında yeşermiş dilek ağacın gibi olur.  Kimse bilmez, kimse bulamaz, senden başka kimse kesemez onu...  
Hayal kuran sen, vazgeçen yine sensin. 

Aşk'ı bekler yüreğin.  Hissetmeyi arzular.  Başlangıcın sebebiyle yüzleşmek ister Aşk.

Aşk ile uyanırsın. Değiştirmek istersin, herşeyi.  Aklınla barışıp, Hislerinle yaşarsın.

Bazen, aklını unutup, yüreğinde kalırsın...

 Tüm o  'bazen' lerleri yaşamak, Hayat.



eylül

7 Haziran 2018 Perşembe

Zihin


Eğitim, şüphesiz, insan hayatını şekillendirir, değiştirir. Bu tespit doğru, evet, ancak her bireyde farklı sonuçlara götürür.  
Bu şekilde başlamak beni rahatsız etti ve buna rağmen, bu iki cümleyi silmeyip oldukları gibi bırakmaya karar verdiğime inanamıyorum.  Eğitim konusu çok geniş,  birkaç paragraf yetmez, üstelik makale yazmak niyetinde değilim.  Hayat pencerelerindeki manzaralarda  gördüklerime bir de buradan göz atmak  istedim. 

Asında oldukça sinir bozucu;  yaşamak resmen bir çılgınlık ve zaman akılalmaz bir hızla insanın ömrünü un ufak ederken, yetmezmiş gibi, soruları çoğaltarak, kafa patlatıyorum. Bir giz varmışçasına eşeliyor, ömür denen kapanda, dört duvarın bir yerinde, bir kapının varlığına inanmaktan vazgeçemiyorum.  Belki  inatlaşmak hayatı çekilir kılıyor, ya da cevapları bulmak  yüzleşmesi zor gerçekleri kabullenmeyi kolay ediyor.  Belki de herkesçe sakız edilmiş güya felsefi söylemlerden bıkkınlık geldi. Büyük çoğunluğun  biliyor iddiasında ve mesnetsiz özgüveni tavan yapmış olması; belki bunu görmek beni deli ediyor?.. 

Bilgi bambaşka bir şey, sınır yok, her nefeste bilmedikleriyle  yüzleşir insan. Benim bildiğim bu, yani, pek de birşey bildiğim yok. Bu yüzden, aile terbiyesinden, müspet ilimden, okul eğitiminden, ilahi gücün aydınlığından  nasibini almamışların, sözüm ona, "bilirkişiliklerine" isyan ediyorum.  İçlerinde debelendikleri hırs, açgözlülük ve yalanlar bataklığın çamurunu herkesin üstüne sıçratmaktan  sadistçe haz duymalarından iğreniyorum.   İnsan denen varlığın ölümcül bencilliği beni dehşete düşürmesinden yorgunum. Çünkü bir gerçeğin farkındayım, insan bu değil. Yaradılışın amacı bu değil, böyle olmak kader değil. 

Cehalet. Kanser gibi yayılır zihinde. Vicdanı, erdemleri, insan olmanın anlamını bilinçten siliyor.  Cahil kalmak bir tercih, bırakılmak ise zorbalık.  Cehaletin kölelikten farkı yok, nefesin karşılığı itaat ve biat etmek. Neden? Hangimiz üstün yaratıldık?
Hangimiz köle doğduk?.. 
Etrafımdaki koşturmacaya bakıp kahroluyorum. Birbirleriyle yarışan, çekişen insanlar.
Birbirilerini kıskanan, hor gören insanlar.  Üstünlük taslamalar, aşağılamalar ve saygısız, vefasız, merhametsiz, sevgisiz, ikiyüzlü "dostluklar".  Yazık.
Yaradılışın hikmeti bu değil.

Zihin insana sunulmuş paha biçilmez bir hediye.  Bu gerçeğin farkında olmak çok doğal, lakin, canımı acıtıyor. 

eylül 
















Bostan patlıcan kebabı ve Kıymalı sandviçler


Bostan patlıcanı kebabı

Buzdolabında bekleyen iki bostan patlıcanı nerede kullanırım diye karar vermeden önce, musakka, beğendi, köz patlıcan salatası arasında kararsızlığımı gezdirdim. 
Nihayetinde Bolu kebabı tarifi gözüme ilişince  tamam dedim. Eh, buradaki 
(http://www.ardaninmutfagi.com/yemek-tarifleri/et-yemekleri/bolu-kebabi) tariften biraz farklı bir uygulamaydı, kendimce;) 
Mantarı es geçip, domates sosunu biraz arttırıp iki diş sarımsak da ekleyince sonuç bu oldu: 






Malzemeler ve Yapılışı:
2 adet orta boy bostan patlıcan, birkaç sivri biber, 6-7 domates, 350 gr kuşbaşı et,
Soğan, 1-2 diş sarımsak, biber salçası, tuz, karabiber, kekik
Üstüne: kaşar peyniri rendesi

Patlıcanlar uzunlamasına ikiye bölünür ve bir süre tuzlu suda bekletilir.
İyi kuruladıktan  sonra  kızgın zeytinyağında kızartıp kağıt üstünde fazla yağı alınır.
Sıcağı geçtiğinde patlıcanların orta kısımları, çok derine girmeden,  dikkatle çıkarılıp doğranır.
Sırasıyla: Et, soğan, sarımsak, biber, patlıcan içi, bir tatlı kaşığı biber salçası ve kabuğu soyulmuş, küçük kıyılmış domatesler, baharat ve tuz karabiber ve az sıcak su ilavesiyle et sote pişirilir. 
Etin pişmesi ile patlıcanlar fırın kabına alınır, içleri doldurulur. Kalan az sos aralarına dökülür.  
180-200 derecede 15 dk fırınlanır, kaşar peyniri rendesi eklenir ve peynirin erimesi, hafif renk alması için tekrar fırına verilir.


Kıymalı sandviçler


Malzemeler:
600 gr kıyma
2 yumurta
Ekmek içi 
Kıyılmış maydanoz
Tuz, karabiber, 

İçine: kaşar peyniri 

Kızartmak için sıvı yağı

Orijinal tarifi  sık sık ziyaret ettiğim https://www.misya.info/ricetta/tramezzini-di-carne.htm  ve burada yapılışı ayrıntılı mevcut.
Kullanılan malzemede peynir farkı ve jambon eksikliği olmasına rağmen gayet pratik, kolay ve lezzetli bir deneyim oldu;)

Kıyma köftelik hazırlanır ve  hafif yağlanmış yüzeyde(alüminyum folyo olabilir)
dikdörtgen açılır. Peynir dilimleri ile kaplanır ve üstü aynı şekilde  dikdörtgen açılmış  kıyma ile kapatılır, hafifçe bastırıp üçgenlere kesilir. Parçalar spatula yardımı ile alınır ve kızgın yağda alt üst edilerek kızartılır. 


4 Haziran 2018 Pazartesi

Sıkıntı


Zamanımın büyük kısmı not defterimin boş sayfasına bakmakla geçmesine eskisi kadar içerlemediğimi fark ettim. Bu bir pes ediş mi diye kendimi defalarca yokladım  ve hala bir cevabım yok.  Utanç verici.  Gündüzleri  ev işleriyle oyalanmanın bir numarası kalmadı, bile bile kendimden kaçıyorum. Durumu değiştirmek için yol, yöntem yok, lakin, ille de bir son olacak.  
Yazmak, vazgeçemediğim, değer verdiğim tutkum.  Öylesine bir karalama olmadı, hiçbir vakit.  Kimi zaman hüzünlü, bazen neşeli, çoğu kez satır aralı şifresiyle çözülmesi ağır, bazen coşkulu ve her daim Aşk. Yazmak.  Birbirine sarmalanmış gerçek ve tinseli kelimelere dökmek; bilgiler akıldan, duygular yürekten gelerek.   Anlamı, tınısı hoş, güzel sözcüklerle cümleler kurmak değil yazmak.  En azından, benim için yazmanın anlamı bu değil.   Hal, hayal ve duyguyu en iyi yansıtan kelimelerle anlatabilmek.  Anlatmak, anlatabilmeyi denemekle geçti zaman. Beklentisiz.  
Şimdi, dışımda sessizliğim, içimde yetişemediğim kelimeler kalabalığım, neyi beklediğimi biliyorum. Çalakalem yazdığım o anları tekrar yaşamayı. Dağın tepesinden akan şelalenin soğuk sularına atlamak gibi bir şey, müthiş!  Göğüs kafesine sıkışır ya nefesin, sancısı geçtiğindeki hafiflik gibi.  Önce korkarsın, sonra kanatlarını hissedersin. 
Çok özledim.  


eylül