15 Ocak 2018 Pazartesi

Fırında elma



Baba evi bahçesi büyük ve her daim bakımlıydı.  Türlü meyve ağaçları, sebze ve çiçek  tarhları, çilek, ahududu, üzüm asmaları,  baharat bitkileri,  kısaca annem ve babamın yetiştirmeye merak sardıkları herşey. Üstelik her ikisi de çalışan insanlardı. Bunu aklıma getirdikçe bir yandan kendime kızarken durup dinlenmeden geçen hayatlarına  hayranlığım daha da artıyor.  
Mesele bir ağacı, bitkiyi yetiştirmek değil, bir sorumluluğun devamını getirmek.
O iki insan bunu çok güzel başarmışlardı. Özledik, çok özledik...  Her ikisinin de toprağı bol olsun.
Bana gelince, maalesef, yatılı okul derken bu koşturmacadan çok uzak kaldım. Hatırladıklarımın arasında kalan her türlü ev yapımı konserve, komposto, reçel, turşu, kahvaltı salçası, kurutulmuş meyveler, tavan altına asılmış üzüm salkımları,  erişte, tarhana, meyve şurupları ve hatta babamın spesiyali kurutulmuş et ve sucuk. 
Aklıma geldikçe bu kadar şeyi nasıl yapmışlar diye hayret ediyorum. 
Okul tatillerinde gelip o kilerden aldığım börülce veya közlenmiş patlıcan konservesinin  tadını  hiç unutmadım. Annemin sarıp sarmalayıp bavuluma yerleştirdiği  yiyeceklerin parasız kaldığım günlerde elzem olmuştu.  
Geride sadece anılar kaldı.

Hatırlamak üzse de, güzel.  Bazen bir koku, bir tat, silüet, ses, bir benzerlik anıları canlandırır.   Bu  satırlara sebep olan ise basitçe 🍎 elmalar.
Bahçenin elmaları her biri ayrı ayrı kağıda sarılırdı, kasalarda yan yana dizilip üst katta kullanılmayan odalardan birinde saklanırdı.  Kışın en soğuk günlerinde baba evine gittiğimde odanın biri elma diğeri ise ıhlamur kokardı.  Elmalı turta, çok sevdiğim elmalı ştrudel veya fırında elma sofradan eksik olmazdı. 
Uzun yıllardır fırında elma  yememiştim, aklıma düşmemiş.  Evde, sonra okulda özellikle kış günleri yapılırdı bu hafif tatlı.  Öyle zor bir tarif değil, 
Gerekenler;  elma, kıyılmış ceviz içi, bal, tarçın ve az tereyağı. 
Miktarı  kişi sayısına göre belirlenir. Misal: dört büyük  elma, bir avuç ceviz içi, dört tatlı kaşığı bal, tarçın ve az tereyağı. 
Hazırlanışına gelince; her elmanın ortası sap tarafından dikkatle oyulup çekirdekler çıkarılır, alttan delinmemesine dikkat edilir.  Elmanın kabuğu yarısına kadar gelmeden  soyulur. Oyuk kısma çay kaşığı ucuyla  az tereyağı bırakıp bal, tarçın ve ceviz karışımıyla doldurulur.  Elmanın soyulmuş dışı tereyağı ile hafif yağlanır.  190-200 derecede pişirme kağıdı ile kaplanmış  fırın kabında 35-40 dk (elmalar yumuşayana kadar) fırınlanır.  Pişme esnasında elmaların suyu birikecek, onu meyvelerin gezdirebilirsiniz. 





6 Ocak 2018 Cumartesi

Dostluk üzerine


En iyi arkadaşın

Dostluk ve dostlar adına yazacaklarım için bu başlıktan daha iyisini bulabilirdim belki.

Çocukluk, okul yılları ve sonrası birçok farklı mekan, farklı insan demek.  En azından benim için. Bir insanın hayatı aynı şehirde, aynı mahallede ve evde geçebileceğini öğrendiğimde açıkçası kıskandım.  Çok fazla  taşınmaktan olmalı.  Her defasında kısa bir alışma süreci sonrasında yeni yerimizi ya severdim ya da bir sonraki yolculuğu iple çekerdim.  O günlerden geriye kalan, çocukluğumun geçtiği  farklı  evlere dair zihnimde bulanık   resimler ve bölük pörçük anılar.   Bu esnada doğal olarak arkadaş edinecek vaktim  olmadı.  Ortaokul son sınıfındaydım ki ailem nihayet  kesin yerleşme kararı aldı.  Çocukluk bitti bitecek, geçmiş olsun.  Herneyse, beğensem de beğenmesem de yeni  ve değişmeyecek olan son ikameti tanıyıp, alışmam gerekti. Kısa bir süre için. Eğitimime farklı bir şehirde  devam edeceğimi, nedense,  hesap etmemişim.  Hatırladığım kadarıyla başımda  kavak yelleri de esmemişti, sadece basitçe, o ihtimal aklıma düşmemiş. 

Dostluğu tecrübe etmemiş olmak onun hakkında fikrim olmadığı anlamına gelmez.
En baştan onu  nasıl tahayyül ettiysem hala öyle.  Dostluk, sorumluluk taşımak, paylaşmak, güvenmek demek.  Dost dediğin  yanında olmasa bile insana güç verir.  Kolay değil en iyi arkadaş olmak.  Geldim mi şu uygun göremediğim başlığa?.. İyi, en iyi, çok iyi ne demek yahu?  Derecelendirilmez ki...  Olan, olmayandır.  Yok, bu iyi arkadaşım, şu daha da iyisi, o en iyisi; ne demek?  Yüzeysel olup herkesle arkadaş olmak bambaşka. Okulda, iş yerinde, yan dairede, sürekli gittiğin mağazada bir çok "durum" arkadaşın olur.  Gülümsersin, hatır sorarsın, üstünkörü ilgili olursun.  Karşılıklı bir oyun sergilenir, hayat sahnesinde. Kimimiz bu role kolay bürünür, kimimiz ise  oynamaz ciddiye alır.  Ben ciddiye alanların tarafındayım, en başından.  Bu tespiti söylemek için taa yıllar öncesine gitmek gerekmezdi, lakin o dönemin bir önemi vardır dedim (psikolojide var ya "çocukluğuna inelim" merakı, şimdi aklıma geldi de çok güldüm:)). 
Dost ol(bul)mak zor.  Lego misali, uygunluk gerek.  Saçma bir benzetme belki,  olsun, şimdilik idare eder.   Mesele benzer bakış açıları, fikir birliği, alışkanlıklar değil.  İki insan her ne denli farklı kişiliklere sahip olsalar da karşılıklı anlayış ve saygı eşliğinde sıkı dost olabilir.  Kelimelerle tarifi zor olan o nadir uyum yakalanabilir. İşte o zaman tadına varılır dostluğun.   

Velhasıl, zor.
Çıkar ilişkilerine bakınca hayata lanet edesin gelir, ki onun(hayatın), senin bu  isyanından  haberi olmaz.  Birbirilerinden "beslenenler"(vampir misali), kendilerine odaklanan ilgi açları, can sıkıntısından, mecburiyetten,  falanlar ve filanlar. Yüreğinle yaşayıp ikiyüzlülüğü kaldırmak mümkün değil. İnsanın ıssız bir adaya kaçası gelir. Bunu yapmaya imkan olmadığından bakan kör olup bütün bu "insani" rezillikleri görmemeye başlarsın.   İçini acıta acıta dost diye geçinenlerden fellik fellik kaçarsın.   Sorun yanılmış olmanda değil, olabilir, kavun değil ki koklayıp seçesin. Mesele yanıltılmış olmak. "Ben bu hatayı nasıl yaptım?" değil, "neden?" diye için içini yer. Boş.
İster istemez acı gerçekle yüzleşirsin; dostluk diye siper olmuşsun, kendini geçmişsin, beyhude.  Kırgınlık değil, seni acıtan boşluktur.  Hayal kırıklığı. Hayalmiş çünkü.

Bir daha asla.
İçinden kimsenin duymayıp şahit olmadığı yeminler edersin.  Öte yandan, gücünün farkında, kabullenmekten çok, oluruna bırakırsın. Kafanda durmadan çınlayan "neden?" sorusunu uzun bir süre duymazdan gelmenin depresif haline teslim olup iyileşmeyi beklersin.  Eninde sonunda olacak. Mühim olan  ruhunun güzel ve iyi yanını kaybetmemek.  Belki teselli gibi, olsun, mahsuru yok. Zaten hayat da öyle değil mi? 


eylül

Not:
Dostluklar var, yıllanır...
Annem, Viktoriya ve Margarita 


30 Aralık 2017 Cumartesi

Yine eskisi gibi olmak için gelmesin Yeni yıl

Dilekler gerçek olsa keşke.  Hayatı seyretmek, insanları anlamaya çalışmak acı verici. Kafamdaki başka, gördüklerim bambaşka.  Şarkıdaki gibi: "ne masallar, ninniler söylediler dünya üstüne, aldatıldık, dünya böyle değil..."  
Belki hayal, belki absürd,  iyiden, güzelden yana umudumu yitirmedim.   Ufacık da kalsa hiç kaybetmedim.  İçim kanaya kanaya sakladım onu, sakındım, sahiplendim.  Bu da benim seçimim oldu.
Hayata dair yazdım. İnsanları yazdım, kıyaslamadan, küçümsemeden, idolleştirmeden.
Yazdım, çünkü bunu yapmayı hep istedim.  Dokunmak istedim ruhun gizemine, anlamak, görmek, çözmek için yaradılışın yüceliğini.  Akıl, mantık ile  anlamlandırmak istedim  olan biteni.  
Ezberlemeden, kopya çekmeden yaşadım.  Yaratıldığım gibi; hayatta kalmak için bana verilenlerle. Yüreğimle, aklımla, değer yargımla, duyularımla, bedenimle.
Ne zaman hüznün derinliğine sürüklensem  kendimle hesaplaşırım, suçlamadan, terk etmeden.  Hep bir umut ile nefes almak için ,  Aşk ile yaşama sarıldım. Belki bu yüzden zor gelir, belki uyumsuzluk bu sebepten...  
Sorgularsın ve cevapları ararken  bir gün huzur bulurum sanırsın.  Öyle değil.  Bitmiyor çünkü.  Sonsuz bir tekerrürün girdabı seni yutana kadar dönüp duruyorsun. Huzur, kısacık anlarda.  Sahiplenilmez...
Bakıyorum hayata, gördüklerim gözyaşım olur.  Sahte, yalan, bencil, merhametsiz, yoz, kötü ve çirkin yanına ağlıyorum.  Bakıyorum ve susmayan, vazgeçmeyen yüreğim için şükrediyorum.   
Dilekler umut olduğu için var. 
Yeni bir yıl, eskisi gibi bir Dünya'da... 

U-Mutlu Yıllar!..


eylül


28 Aralık 2017 Perşembe

Dünya'yı, herkesi kurtaracak olan sen misin


Dünya'yı , herkesi kurtaracak olan şenmişsin gibi 

Eziliyor, kırılıyor, isyan ediyor ve tüm bunları içinde yaşıyorsun.   Karşı gelmez, baş kaldırmaz,  vazgeçmez, çekip gitmezsin.  Yüklenirsin herşeyi, gücün yetene kadar taşır, yolun bitene kadar yürürsün.  
Anlatmazsın, dillendirmezsin, ufacık bir  çaktırmazsın;  kendince dualarına sarılıp nefes alır verirsin.  Düşündükçe suçlusun. Konuştukça suçlusun. Hakkın yok şikayete, en baştan sen yoksun.

Aman onu bunu üzme, aman onu bunu itme... Edebin, merhametin, aklın fikrinle sürün,  sen kimsin ki...