13 Ağustos 2017 Pazar

An

Seçmediğin bir gün hikayen yazılır, zamanın içinde bir an olursun.  Hayat ne kadar uzun görünse de, sana dair herşey bu kısacık anda. Savrulursun,  hayallerden gerçekliğe.  Bir başka gün herşeyin  bir yanılsama olduğunu   anlarsın.   Zamanın bir yerinde tüm kelimelerin ötesinde bir acı ile uyanırsın..  Duaların tek bir cevap için haykırır.  Takvimde küçük, silik bir noktasın, sonra bir gün gelir ve sen yoksun.  İçindeki saat durur.  Tüm ışıkların söndüğü bir yerde, tek başına, sessizliğin
içinde: hepsi bu mu? son çığlığın olur.

eylül



31 Temmuz 2017 Pazartesi

Bazı gerçekleri görmezden gelirsin, canını acıtacaklarını hissettiğindendir


(yarım kalan) 

İnsan yorgunluğu fena, tüm gücünü alır götürür.  Öyle böyle değil, kendine tahammülün kalmaz, oracıkta kıvrılıp son nefesini bekleyesin gelir.  Bedenin teslim olur benliğini ele geçiren ağır melankoliye, ruhun ömründen koparılmış  bir zaman parçasının içinde hapsolur.  Düşünceler, ucunu bulamadığın iplik çilesi gibi, çözmeye çalıştıkça düğüm düğüm olur.  Bundan böyle gözlerini yumup, kulaklarını tıkayıp yaşamak için kendine söz verirsin. Olmaz.  Hayat izin vermez. Vicdanın susmaz.   O tüketen yorgunluk  göğüsünün tam ortasına ince uçlu bir hançer gibi saplanır.  Kimse bilmez, bu sadece senin kıyametin.
Yaşıyor, nefes alıyor, günlük rutinindesin.  Bakıyor, duyuyor, konuşuyorsun.  Aslında yoksun, süresini kestiremediğin bir ara modunda beklemedesin.  Ne geriye ne de ileriye sarabiliyorsun.   Bir yanına kal gelmiş, farkındasın ve farkında olmamış gibi davranmakta, inkar içindesin.  Oysa tektir senin gerçeğin. 
Uykuya dalmak üzereyken  huzuru ne kadar özlediğini hayal meyal anlıyorsun ve bu his her gece tekrar eder.  Yastığın yumuşaklığı, çarşafların serinliği  hayattan bezginliğini her defasında unutturur, sabaha kadar. Yüzleşmek istemediğin gerçekler bir daha ertelenir, sonra bir daha, bir daha... 
Bazı anlar olur, kendini motive edesin gelir: "hadi, bırak düşünmeyi, sadece eğlenmeye bak, yüzeysel ol" filan gibi.  "Kahvaltının tadını çıkar, alışverişe çık, şarkı söyle, aman bana ne, vurdumduymaz ol" , der içindeki ses lakin yabancıdır, ciddiye alınmaz. 
Hayat ve insana dair olanlara ne kadar gözünü kapatsan, düşünceleri ne kadar sustursan, onlar orada, aklında.  Görmezden geldiğin yapmacık davranışlar,  kokuşmuş yaşanmışlıklar,  rahatsız edici sahte dostluklar maskesiz, perdesiz hep orada, aklında. 
Hayatın herkes için bir armağan değil, bir fırsat olarak algılandığı kahrolası gerçeğin çok farkındaysan yaşamak hiç kolay değil.  Hangi "...izm" ile  açıklanırsa açıklansın yeterli ve gerekli değil.   Çünkü bunların hepsinin sorumlusudur insan.  

eylül









24 Temmuz 2017 Pazartesi

Blues dinlerken gözlerimi kapatırım

Acayip bir etkisi var bu tarzın.  Evdeki en rahat koltuğa oturup müziğin sesini açarsın, gözlerini  kapat ve dinle.  Muazzam bir platoda bulursun kendini, etrafında onlarca farklı sahne mizanseni.  Günümüze uyarlansa misal; sen yine şu pek rahat koltuğundasın ve önünde-arkanda, sağında-solunda monitörler asılmış, yüzlercesi. 
Hayatın binbir yüzünün seyircisisin, gözlerin kapalı.  İşte, bu. 

Şarkıların  ritmi alır götürür insanı.  Ülke, dil, ırk, renk, önemi yok, hepsinin ortasında hayat... 


6 Temmuz 2017 Perşembe

Bir hayat, İki dünya



Duygu için TDK tanımlarından biri: " Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim".

Ya gerçek hayat? Rezalet. Bu benim fikrim.  Eti, kanı, aksiyonu, rutini olan dünya bir rezalet ve tek kelimeyle sahte.  İnsanı kusturacak kadar iğrenç , şaşırtacak kadar inanılmaz, nefret ettirecek kadar intihara eğimlidir  gerçek hayat.  Gerçekliği, elle tutulur, sonuçlarına katlanmak zorunda kalınır olması yüzünden.  İki dünyanın arafında yaşamak zorunda bırakılmış insan. Seçimleriyle, kaderiyle yüzleştiği tam tamına iki dünya.  Paradoks şu ki, onlardan birini seçme özgürlüğüne sahip olup olmadığı ve ikisini de yaşamak zorunda kalıp kalmadığı.
Hepimizin kaderi belirlenmiş. Elbette kendi seçimlerimizi yaptıktan sonra. Bir bilgisayar oyunu içerisinde olmaya benzer ve gittikçe öyle olduğu kanısına varmaktayım. Öyle böyle oyundayız; satranç tahtasındaki piyonlar, dama taşları misali. İddia edildiği gibi farklıyız,evet; yükümüz, bilgi ve duygu  birikimimiz, suretimiz, genetiğimiz bilindiği gibi farklı.  Bir bakıma da birbirimize benzeriz, çok fazla ve bu benzerlik değil midir ki  bizi toplum yapan?!..

Etrafınıza bir bakın, lakin duygu dünyanızın penceresinden.  Zordur  bunu yapmak; öncelikle aklınız bir sürü barikat diker.  Çözülmesi size kalmış bir handikap.  Yüreğin cesareti ile aşılabildiği tüyosunu verdim gitti.  Farz-ı-misal başardınız; hayalkırıklığı istasyonuna hoş geldiniz. Elbette hayal kırılmaz, umut bitmez (ki bu lafların tümü motivasyon mottosu diye kullanılır olmuş be kardeşim) de,   yaşam enerjinizi vampir gibi emmekte olan diğer dünya gerçeği ile yüzyüze gelirsiniz. Bu kadar basit.  Geriye ne kalır? Ya iki dünyanın ortasında kalmak ya da birini seçmek. Böyle görünür, hiç de öyle değil.
Bu bir deneyim gibi görünse de,  kader olur.  Ferah bir gerçek var: bir kez yüreğin frekansına bağlanan bir daha o dalgadan düşmez. Ne güzel!

Sahte, içten pazarlıklı ilişkiler, hayatın çirkinliği.   Maddeci olmayı, hırsı başarı olarak kabul edilen bir hayatın içinde yer almak acınası olmalı. Sürekli kıyaslama içinde, kaybetme korkusuyla yaşamak korkunç olmalı. Manevi yetersizliği maddi güçle gölgelemek zavallılığın son eşiği. Değer mi? Nefesin kefareti sahtekarlık olabilir mi?  Yazık.  Başarı dediğin nedir kardeşim? Karşındakini dolandırmak, aptal yerine koymak mı? Sahip olduklarının gücüyle bu güce sahip olmayanları ezmek mi?  Küçümsemek, kıyaslamak, fesatlık; farkında değil misin, insan vasfını, inancını, yüreğini kaybettirenlerin bunlar olduğu farkında değil misin?  Yoksa, umurunda değil mi , demeliyim...
Tamam, öyle olsun. Ne istersen, nasıl seçersen yaşa.  Fakat. Benim seçimime laf üretmeden,  burun kıvırmadan önce dön bir de kendine bak. Yargılamadan önce dur, düşün, aklına bir danış, yolun başına sonuna şöyle bir bak. Sonra, yine de yargılayamazsın kendinden bir başkasını, yok sende o hak!..

eylül










30 Haziran 2017 Cuma

Büyümek



Çok sıcak, öyle ki havanın titreştiğini görebilirsin. Can çekişir gibi.  Çocukluk yazlarını hatırlatır. Kamp öncesi veya sonrası, evde yalnız kaldığın bir zamanı.  Sıkılıp bahçeye çıkarsın, sonra sokağa. Asfaltın üstünde  bir bulut tütmekte, sıcak nefesi ayaklarının arasında dolanır.  Çocukluk işte, sıkılmışsın ya, boş boş gezinir, macera aranırsın. Güzel günler.  O günler, angarya da olsa oraya buraya koşturulman, her kabahatin şüphelisi olman, tüm bunları üstüne alınmadığın için güzel.  Kaygısız günler.
Büyümek çok şeyi götürür insandan, çocukluğu terk etmemek güzel.  Büyüsen de...

eylül